İnsan gibi karar verebilen makineler üretebilme düşüncesi, insanlık tarihinde çok eskiye dayanan bir durumdur. Zaman içerisinde farklı düşünce yapıları ile insan beynini modelleme fikri ortaya çıkmıştır. Son yılların önemli gelişmelerinden olan yapay zekâ, insan beynini, düşünce yapısını, öğrenme, karar verme gibi yeteneklerini taklit ederek makineler üzerinde modellemeyi sağlıyor. Bu bakımdan yapay zekâ gelişmeleri zihinlerde hem korku hem de merak uyandırıyor!

Teknolojinin hayatın her alanına temas ettiği, Hannover 2011 Fuarı'nda ortaya atılan Endüstri 4.0 devriminin ve blok zincir teknolojisinin tartışıldığı, bilgisayar ve iletişim sistemlerinin ürkütücü biçimde etkinliğini artırdığı günümüz dünyasında, insanlık tarihinin bizce en önemli icadı olan, teknolojik ve dijital devrimin kapılarını açan internet ağlarının yeni bir ürünü de yapay zekâ olarak karşımıza çıkıyor. Fantastik roman ve filmlerin gerçeğe yansıması olan yapay zekâ teknolojisi yeni sorun alanları yaratırken; insan unsurunun yerini alabileceği ve bir gün yapay zekâya sahip bilgisayarların/robotların insanları yönetebileceği gibi fütüristik düşünceleri de şiddetli biçimde tartışılır hale getiriyor.

 

Makineler Düşünebilir mi?

II. Dünya Savaşı’nın ardından gelişen silah teknolojileri ile birlikte, bilgisayar teknolojilerinin yeni ortaya çıktığı dönemde, “makineler düşünebilir mi?” düşüncesinin Alan Mathison Turing tarafından sorulması ile başlayan süreç yapay zekânın ortaya çıkmasında milat olarak kabul edilir. Bununla birlikte, modern kavramlarda rastlanılan bir durum olarak, yapay zekâ üzerinde de gerek kavramsal açıdan adlandırma gerekse de çağrıştırdığı anlamlar bakımından bir görüş birliğine varılmış değildir. Yerli ve yabancı literatürde çok sayıda yapay zekâ tanımlamasına rastlamak mümkün olmakla birlikte, yapay zekânın dünyanın önde gelen robotik bilimcileri tarafından kabul gören bir tanımı, Standford Üniversitesi Yapay Zekâ Laboratuvarı Müdürü Sebastian Thrun tarafından; “karmaşık bir şeyi algılama ve uygun kararlar verme (perceive something complex and make appropriate decisions)”olarak yapılıyor.

Esas olan yapay zekâ kavramının tanımından ziyade sınırları ve etkileri ile ilgili aslında! Yapay zekâ ne kadar algılayabilir ve anlayabilir? Ana sorunsal, olumlu ve olumsuz her iki bakış açısından da bu noktada yoğunlaşıyor. Keza, algılama ve uygun karar verebilme, bazı canlılarda kısmen görülse de en gelişmiş canlı formu olarak insanlara özgü bir niteliktir. Söz konusu niteliğin, bir yazılım ve mekanizma sayesinde insan dışı bir cansız varlık tarafından kazanılmasının, insanlık için sayısız avantajın yanı sıra bazı dezavantajlar da getireceği düşünülüyor.

Şimdiye kadar yapay zekâyı anlamlandırmak için yapılan çalışmaların çoğu, insan beyninin sırlarını çözmekten yola çıktı. Oysa yapay zekâ kendi algoritmasını oluşturabilen, kendi kendini programlayıp geliştirebilen nitelikte bir program. Yapay zekâ, mevcut durumu algılayıp, bu duruma daha önceden işlenen programlar müdahale eden, cevap veren bir sistem üzerine çalışıyor. Bir anlamda etki-tepki mekanizmasının yansıması oluyor…

 

Yapay zekâ sistemi sınırlarını her geçen gün geliştirmekte ve hatta iki yapay zekâ arasında dış müdahale olmaksızın iletişim kurulduğu dahi ifade edilmektedir. Bu noktada ise önemli bir kavram olarak makine öğrenmesi ortaya çıkmaktadır. Makine öğrenmesi bir bilgisayarın zeki olması için programlanması ve aynı zamanda o makinenin çevresinden öğrenmesi ve böylelikle performansını zaman içinde geliştirmesi üzerine bir yaklaşımdır. Belki de yapay zekâ konusunda en çok tartışılan durum, makine öğrenmesinin hangi boyutlara evrileceğidir.

 

Egemenlik, Vergi ve Yapay Zekâ

Ekonominin en büyük ve güçlü oyuncusu devlettir. Hangi sistem olursa olsun devlet mekanizması, ekonomilerin başat aktörü durumundadır. Keza devlet, bazen ekonomiye müdahil olmakta bazen de çeşitli politikalar ile ekonomiyi yönlendirmekte hatta mecbur kalmaktadır.

İhtiyaçlar neticesinde ortaya çıkan ilk devletlerden günümüz modern devletlerine kadar, gerek sistem gerekse yapı olarak devlet mekanizması önemli bir evrimden geçmiş, ancak temel özelliklerini muhafaza etmiştir. Bugün için hâkim devlet anlayışı sosyal devlet çerçevesinde şekillense de bu çatı kavramın altını artık dijital devlet anlayışı doldurmaktadır. Devletin varlık nedeni etkisini kaybetmemekle birlikte, devletin araç ve olanakları dijital bir değişim sürecine girmiş ve kaçınılmaz olarak dijitalleşmiştir.

Sınırları net bir tanım yapmanın zorluğu yanında, genel olarak devlet olgusunun unsurları; ülke, insan topluluğu ve egemenliktir. Vergi ise devletin bariz bir egemenlik yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik olduğu gibi siyasi, diplomatik, kültürel ve sosyal anlamda da iyi bir politika aracı olan vergileme kudreti, devletlerin paylaşmayacağı ve devretmeyeceği bir egemenlik emaresi olarak karşımıza çıkar. Bugün için siyasi birlik olarak en organize kabul edilen Avrupa Birliği dahi, üye ülkelerin ulusal vergileme rejimlerinden taviz vermeye yanaşmadıklarından dolayı, vergi entegrasyonunu tam ve kesin olarak tamamlayamamıştır.

Son dönemlerde yapay zekâ teknolojisinin ilerlemesiyle devlet mekanizmasının gücünü yitireceği, egemenlik alanlarının değişeceği, yavaş yavaş kamusal faaliyetlerin yapay zekâya devredileceği üzerine düşünceler hasıl olsa da bu görüş kanımızca ütopik niteliktedir. Ne var ki dijitalleşme ve yapay zekânın, diğer tüm faaliyetlerinde olduğu gibi devletin imkân ve kabiliyetlerini, müdahale ve mücadele kudretini vergisel alanda farklı bir zemine oturtacağı tartışılmaktadır. Ancak, bu anlamda vergilendirme yetkisinin ve egemenlik unsurunun yapay zekâya devrinden bahsetmek, vergilendirme sürecinin salt yapay zekâ ile yürütmek, kısa ve orta vadede bizce mümkün görünmemektedir. Nitekim yapay zekânın insan eliyle ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Elbette yapay zekâ uygulamalarıyla; vergi denetiminde etkinliğin artacağı, vergi kapasitesine ulaşılmasında mesafe alınacağı ve vergi hasılatında artış sağlanabileceği de gözardı edilmemelidir. Nitekim tüm modern vergi sistemlerinde olduğu gibi Türk Vergi Sisteminde de dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm hızlı ve etkin bir biçimde devam etmekte ve bu dönüşümün katkısı her geçen gün artarak etkisini göstermektedir.

 

Sonuç Yerine…

Birinci Endüstriyel Devrim’in dokuma tezgahının, ikincisinin buhar makinesinin, üçüncüsünün montaj hattından güç alması gibi, dördüncüsü de (Endüstri 4.0) gücünü düşünüyor gibi görünen makinelerden, yani yapay zekâdan almaktadır.

Türk Dil Kurumu zekâ kelimesini; “insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik,feraset” olarak ifade ederken tüm bu özelliklere haiz insan dışı bir oluşum söz konusu olur mu bilinmez ancak, içinde bulunduğumuz çağda, insan medeniyetinin binlerce yıllık birikim ve kazanımları, yavaş yavaş önemini yitirirken, dijital çağın gerekleri ve dayatmaları gündelik hayatı kontrol altına almaya başlamıştır.Bu durum çağımız itibariyle kaçınılmaz olsa da önemli olan teknolojinin ve dolayısıyla yapay zekâ karşısında gerek birey gerekse toplum ve devlet olarak edilgen değil etken olmaktır.


Nevzat SAYGILIOĞLU ve Selçuk ARI, Etkin Devlet-Kurumsal Bir Tasarı ve Politika Önerisi, Sabancı Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2002, s. 17.Malcolm FRANK, Paul ROEHRING ve Ben PRING, Makineler Her Şeyi Yaptığında Biz Ne Yapacağız, Aganta Yayınları, İstanbul, 2019, s. 17.

 
 

EGEMENLİK, VERGİ VE YAPAY ZEKÂ