DEVLET DOĞASININ DEĞİŞİMİ…

 

Devlet, her şeyden önce toplumsal bir gerçekliktir. Bunun yanı sıra devleti, insanlık tarihinin belli aşamalarında ortaya çıkması nedeniyle tarihsel bir gerçeklik olarak da ele almak mümkündür.

 

Etimolojik kökeni ve evrimsel serüveni uzun ve karmaşık olan devlet, İtalyanca,'Stato' karşılığı olarak, Machiavelli tarafından Prens (1513) adlı eserde kullanılmıştır. Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık olarak da tanımlanan devleti, düşünce tarihinde ilk inceleyen, ‘Devlet’adlı eserinde, ideal bir toplumun ve yönetimin nasıl olmasını gerektiğini açıklayan Platon olmuştur.

 

Oppenheimer’ın bakış açısına göre devlet, kabilelerin gelişmesinin ileri bir aşamaya ulaştığı her yerde, bir insan grubunun bir diğerini boyunduruk altına almasından doğmuştur. İbn-i Haldun ise, devletin doğuşunu kuvvet teorisi ile açıklamakta, insanların tek başlarına var olamama, dolayısıyla birlikte yaşama ihtiyaçlarından, devlet ve hükümdarlığın doğduğunu ileri sürmektedir. Weber, belli bir toprak parçası üzerinde yasal olarak fiziki güç kullanma tekelini elinde bulunduran insan topluluğu olarak tanımladığı devletin en önemli özelliğinin, meşruiyet ile birlikte meşru şiddet kullanabilmesi olduğunu belirtmektedir. Weber’e göre devlet, meşru fiziksel zorlama gücünü vatandaşlarının rızası ile elde etmekte ve meşruiyet temelinde hükümranlık hakkını kullanabilmektedir. Scheckener; modern devletin; güvenlik, refah, meşruiyet ve hukuk devleti fonksiyonlarını asıl unsur olan vatandaşlarına sunabilme yeteneğinin büyük önem taşıdığını belirtmektedir.

 

SİYASİ YAPILARIN DÖNÜŞMESİNDEN TOPLUM 5,0’A EVRİLEN DEVLET

 

Uzun bir evrim süreci geçiren devlet kavramı, Orta Çağ’a ait siyasi yapıların dönüşmesi ve 19’uncu yüzyılda milliyetçiliğin yükselişi ile birlikte ‘Ulus-Devlet’ olarak son dönemin, norm siyasi yapısı haline gelmiştir. Günümüzde ise devlet doğasında, ideolojik düzlem de dâhil olmak üzere ciddi bir değişim ve dönüşümün başladığını gözlemlemekteyiz. Mikro milliyetçilik, entegrasyon ve öngörülemezlik ile birlikte, Endüstri 4.0,Toplum 5.0 gibi kavramlar, bu dönüşümde temel referanslar olarak yer almaktadır.

 

Bu gelişmelerden en çok etkilenenin güvenlik olduğu, ‘Güvenlik Ekosistemi’nin hukuki yapısı ile birlikte değişmekte olduğu, güvenlik-demokrasi ikileminin bundan sonra daha çok karşımıza çıkacağını söylemek mümkün olabilmektedir.

 

Tehlike bulunmaması hali, emin ve rahat olma” şeklinde sözlük anlamı olan güvenliği Arnold Wolfers, objektif anlamda eldeki değerlere yönelik bir tehdidin olmaması, sübjektif anlamda ise bu değerlere yönelik bir saldırı olacağı korkusunu taşımamak şeklinde açıklamaktadır. Bu tanımlardan hareketle güvenlik olgusunun varlık nedeninin ‘tehdit’ olduğu söylenebilir.

 

Bir devlet, toplum ya da bireyin yaşamına veya sahip olduğu değerlere yönelik olumsuz sonuçlar doğurma potansiyeli olan olaylar ya da olgular olarak tanımlanabilen tehditlerin yanı sıra, risklerin de ön plana çıkması nedeniyle, günümüzde güvenliğin, insan hayatını tehdit eden risklerin azaltılması ya da ortadan kaldırılması şeklinde genişletilerek yeniden tanımlanması gerektiği hakim bir görüş olarak ön plana çıkmaktadır.

 

Küreselleşme sürecinin hemen her alanda yaratmış ve yaratmakta olduğu dönüşüm süreci içinde, tehdidin asimetrik ve çok boyutlu bir konuma ulaşması tehdit algılamalarını çeşitlendirmiş, bu çeşitlenmeye bağlı olarak güvenlik paradigmaları değişmiş, güvenlik kavramının genişleme ve derinleşme süreci hızlanmıştır. Güvenlik kavramının genişlemesi, askeri güvenliğin yanı sıra ekonomik, çevresel, toplumsal gibi askeri olmayan güvenlik alanlarının da güvenlik alanı içine dâhil edilmesi, derinleşmesi ise devletlerin yanı sıra bireylerin, grupların ve diğer devlet dışı aktörlerin de güvenlik çalışmalarında analiz birimi olarak ele alınma süreci olarak kabul görmektedir.

Mücadele alanı bütün dünya olan yeni güvenlik anlayışı…

 

Devlet doğasının değişiminin güvenlik alanına etkilerini; yeni tehditlerin ortaya çıkması, geçmişte var olan ancak güvenlik alanı içinde yer verilmeyen konuların güvenlik alanına dahil edilmesi, geleneksel tehditlerin dönüşüm yaşaması başlıkları altında incelediğimizde artık klasik güvenlik yapılanma ve anlayışları ile bu tehditlere karşı mücadele etmenin yetersiz ve etkisiz olacağı anlaşılmaktadır. Risk ve tehditlerin kaynağının, zamanının ve şeklinin önceden tahmin edilemediği, mücadele alanının bütün dünya olarak ortaya çıktığı yeni güvenlik anlayışı yeni bir yapılanma ve anlayışı gerekli kılmaktadır.

 

Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (International Peace Research Institute-Oslo) araştırmasına göre; 2000-2002 yılları arasında iç savaşlarda ölenlerin oranının tüm savaş alanlarında ölenlere oranı % 93’e ulaşmış olduğu belirlenmiştir. Bu oranın,1950’li yıllarda %8,1960’lı yıllarda %29,1970’li yıllarda %43 olduğu dikkate alındığında tehditteki değişimin etkileri açıkça görülmektedir. 2004 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre ise, devletlerarasında meydana gelen savaşların tüm savaşlara oranı Soğuk Savaş sonrası dönemde %17’den %4’e düşerken, yerel nitelikli çatışmalarının oranının % 96’ya çıktığı görülmektedir.

Bazı araştırmacılar ise Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra dünyanın gerçekte daha barışçıl hale geldiğini ileri sürmektedirler. Vancouver’daki İngiliz Kolombiyası Üniversitesi tarafından, Irak Savaşının zirve noktasına ulaştığı bir dönemde yayımlanan 2005 İnsan Güvenlik Raporu (2005 Human Security Report),1990’ların başından beri toplam silahlı çatışmalarda %40, büyük çaplı çatışmalarda ise % 80 oranında bir azalma meydana geldiğini göstermektedir.

 

Güvenlik olgusu, artık devletlerin ne bir iç meselesi olarak, ne de birbirleri arasındaki ilişkiler düzlemi kapsamında değerlendirilemeyecek bir boyut kazanmıştır. Çatışmalar sınır tanımadıkça ve bu çatışmaların yayılmasında sınırların etkisi azaldıkça, sınırların tekrar önem kazanmaya başladığı görülmektedir. Berlin duvarının yıkılmasından beri küresel düzeyde 60’ın üzerinde ülke, 60’dan fazla komşusuna karşı duvar inşa etmiştir. Ukrayna, Kırım örneğinde olduğu gibi sınırlar artık zorla değiştirilmeye başlanmış ve bu durum güvenlik ortamını daha da tehlikeli hale getirmiştir. Arıboğan,'Duvar' adlı eserinde, ”Soğuk Savaş insanlığa kendinden büyük bir gölgesi olan Berlin Duvarı’nı hediye etmişti. Soğuk Barış ise tüm dünyanın bölünmüşlüğünü uzaydan bile görünür hale getirecek bir duvarlar yüzyılının önünü açtı” ifadesi ile artan güvenlik endişelerinin dünyayı kocaman bir hapishaneye çevirmekte olduğunu, dünyanın ruhunun değiştiğini, devletlerin nerelerinde zafiyet varsa, oraya duvar çekerek karşı atağı savuşturabileceğini düşündüğünü belirterek, artan güvenlik endişelerine ve dolayısıyla değişen güvenlik anlayışına karşı devletlerin çaresizliğine dikkat çekmektedir.

 

Tüm toplum ve devletlerde, güvenlik için istihdam edilen insan sayısı tarihteki en yüksek seviyesine çıkmış olmasına, modern silah, cihaz ve teknolojilerin yaygın olarak kullanılmasına rağmen terör, radikal akımlar ve suç örgütleri ile mücadele her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

 

Güvenlik ikilemi, Beka ikilemi…

 

Günümüzde tekrar önem kazanan kavramlardan biri de ‘Güvenlik İkilemi’dir. Kavram, John Herz tarafından iki kutuplu soğuk savaşta korku ve silahlanma arasındaki bağlantıyı yorumlamak için yaratılmıştır. Bir aktörün kendi güvenliğini sağlamak amacıyla politikalar üretmesi, bu politikaların diğerleri tarafından güvensizlik kaynağı olarak algılanması ve karşı politikalar üretmesi ve bunun sonucunda oluşan genel güvensizlik olarak anlaşılagelen ‘Güvenlik İkilemi’ merkezinde bir seçim söz konusudur. Korku merkezli bir mantığa dayanan bu kavramın yerine, Booth ve Wheleer düzen merkezli mantık ile aktörlerin ortak değer ve prensipler inşa edebilme konusunda işbirliği yaparak güvenlik yarışı ve savaş kısır döngüsünü kırabileceklerini savunmaktadırlar. Her iki düşüncenin eksikliklerinin mevcut olduğu ve güvenlik ikileminin ortaya çıkardığı güvensizlik ortamına tam bir çözüm üretemedikleri görülmektedir. Güvenlik ikilemi günümüz güvenlik çalışmalarında, üzerinde araştırma yapılması gereken konulardan bir olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Güvenlik İkilemi’ gibi diğer önem taşıyan bir kavram da ‘Beka İkilemi’dir. Eski ve yeni askeri olmayan, küresel çevresel değişimin nedenlerinin ortaya koyduğu güvenlik tehditleri, çatışma alanları, hassasiyetler ve riskler, bunların etkileri ve toplumsal sonuçları, bireyleri, aileleri ve toplulukları, kendi tehdit altındaki geçim yollarını değiştirmeyip belki açlık ve susuzluktan ölmek ya da mülteci kamplarına kaçmak veya kendileri ve ailelerini desteklemek için daha uygun koşullara ulaşmak yolunda şehir merkezlerine ya da deniz aşırı ülkelere göç etmek gibi bir ikilemle karşı karşıya bırakabilmektedir.

 

Diğer bir konu ise ‘Güvenliğin Bölgeselleştirilmesi’ ya da güvenliğin bölgesel boyutlarının netleştirilmesidir. Bölgeden ne anlaşılması gerektiğine dair bir uzlaşma olmamakla birlikte, kavrama bir anlam yükleyebilmek için coğrafyanın ötesine geçilmesi, ancak sınırsal bir boyutunda bulundurulmasının esas alınması gerektiği belirtilmektedir. Bölgesellik ve güvenlik birçok farklı şekilde ilintilendirilebilir. Barry Buzan bu ilintiyi, bir grup ülkenin temel güvenlik kaygılarının, gerçekçi bir şekilde birbirinden ayrı düşünülmeyecek kadar birbirine bağlanması olarak” kurmaktadır. Bölgesellikle güvenlik arasındaki bir başka bağlantı da yerel çatışmaların bölgesel sonuçları ile ilgili olmaktadır.

 

Soğuk Savaşın sona erdiği dönemden beri genişleyen ve derinleşen güvenliğin bir örneği olarak karşımıza çıkan ‘İnsani Güvenlik’ kavramı, kalkınmaya dikkat çekmek, kalkınma için ayrılan kaynakları arttırmak ve zor durumda olan insanlara, özellikle de iç çatışmaların mağdurlarına yardım etmek için 1994 Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporunda ilk kez kullanılmıştır. İnsani güvenlik kavramını geliştirmeyi sürdürme bakımından en önemli gereklilik, siyasi şiddetin ortasında yaşayan insanların doğal olarak güvenlik istemeleridir. Asya Vakfı (Asia Foundation) tarafından 2011‘de Afganistan’da gerçekleştirilen anketlere katılanların %38’inin Afganistan’ın en ciddi sorunu olarak güvensizliği gördüğünü göstermektedir. Şiddet içinde yaşayan ve aynı zamanda yoksul olan insanlarla ilgili olarak gerçekleştirilen diğer araştırmalar da bu insanların en güçlü arzularının şiddetten kurtulmak olduğunu göstermektedir.

 

Güvenliğin alanı, genişlemektedir. Buzan tarafından yayımlanan “People, States and Fear (İnsanlar, Devletler ve Korku-1991)” adlı çalışmada; güvenliğin, askeri, siyasi, ekonomik, çevresel ve toplumsal olmak üzere beş kategoriye ayrıldığı ifade edilmektedir. Son günlerde yaşanan gelişmeler, özellikle ekonomik güvenliği, üzerinde ciddi çalışmalar yapılması gereken bir güvenlik boyutu olarak karşımıza çıkarmaktadır. Ekonomik yaptırımlar, ticari kısıtlamalar, para akışını engellemek, çeşitli manipülasyonlarla yerel para birimleri üzerinde kur değişikliklerine yol açmak vb. araçların kullanılmasının, hedef ülke ekonomilerine ciddi ölçüde zarar verebildiği görülmektedir.

 

Güvenlik alanında yapılan çalışmalarda Antropoloji bilimine olan ilginin giderek arttığı, Antropoloji’nin özellikle asimetrik risk ve beklenmedik çatışmaların oluşabileceği alanlarda savunma ve güvenlik karmaşasını, olaylara özgü durumları daha önceden kavrayarak önleyebileceği belirtilmektedir. 1852’de ABD kongresi tarafından görevlendirilen bir antropoloğun yaptığı entografik çalışmalar yolu ile Kızılderililere karşı yürütülecek politikaların belirlenmesi için başlatılan antropolojik çalışmaların, 11 Eylül saldırısı sonrası değişen tehdit algısı ile özellikle ABD savunma planlamasında yabancı kültürler konusundaki boşlukları doldurmanın daha çok önem kazandığı görülmüştür. Bu kapsamda, Afganistan ve Irak savaşlarında operasyonları yürüten birlik komutanlarına taktik ve istihbarat konularında destek sağlayacak, sahaya yönelik sosyo-kültürel ihtiyaçlarını karşılayabilecek ‘Yerel Halk Sistemi (Human TerrainSystem)’ geliştirilmiş ve kullanılmaya başlanılmıştır. Etik açıdan eleştiriler de yöneltilen bu sistemin kullanılmaya başlanılmasıyla Afganistan’da ABD ordusunun kinetik operasyonlarında %60-70 oranında azalma olduğu belirtilmektedir.

 

Çatışma sayısı azalsa da silah satışı artıyor

 

Barış üzerine yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonucunda yayımlanan raporlar, çatışma sayısının giderek azaldığını gösterse de Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayımladığı rapor, sadece Ortadoğu ülkelerine silah ithalatının, 2013-2017 yılları arasında önceki beş yıla göre iki kat, dünyadaki toplam silah satışının ise aynı dönemleriyle kıyaslandığında yüzde 10 arttığını ortaya koymaktadır. Küresel savunma harcamalarının, 2017 yılında yüzde 1.1 oranında artarak 1 trilyon 739 milyar dolara yükseldiği, küresel savunma harcamalarının dünya gayri safi hasılasının yüzde 2,2'sine ulaşırken, kişi başına harcama 230 dolara yükseldiği raporda belirtilmiştir. Bunun yanısıra her yıl yaklaşık 5 milyar dolarlık silahın karaborsada illegal şekilde ticaretinin yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu silahların yaklaşık 1 milyar dolarlık kısmını küçük ve hafif silahlar oluşturmaktadır. İlginç bir veri de herhangi bir zamanda, dünya genelinde mevcut silahların yaklaşık %75’nin bireylerin elinde olduğu ve bireyler tarafından alınıp satıldığı şeklindedir.

 

Çatışma ortamında özel askeri şirketlerin kullanımlarında artış, devlet içinde devlet dışı tehditler, örtülü stratejiler ve kirli savaşlarda artış, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların kullanılabilme olasılığı, siber saldırılar, her türlü terörizm, başarısız devletlerin sayısında artış, yasa dışı ve/veya zorunlu göç ve silah kaçakçılığında artış, çocuk ve kadın askerler, şehir güvenliği, vekillerin kullanıldığı çatışmalar güvenliğin bugünü ve geleceği üzerine önemli etkilerde bulunmaktadır.

 

Kaynakça

 

Akal,C.B.(2000)Devlet Kuramı.Ankara:Dost Kitapevi

Arıboğan,D.Ü.(2017). Duvar.İstanbul:İnkilap Kitapevi

Bilgiç,A.(2012).Güvenlik İkilemini Yeniden Düşünmek:Güvenlik Çalışmalarında Yeni Bir Perspektif.Mustafa Aydın vd.(Ed.).Uluslararası İlişkilerde Çatışmadan Güvenliğe içinde(s.338-343).İstanbul :İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Brauch,H.G.(2012).Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması:Barış,Güvenlik,Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü.Güvenlik Çalışmalarında Yeni Bir Perspektif.Mustafa Aydın vd.(Ed.).Uluslararası İlişkilerde Çatışmadan Güvenliğe içinde (s.194-196). İstanbul :İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Dedeoğlu,B.(2014).Uluslararası Güvenlik ve Strateji (3.Baskı).İstanbul:Yeniyüzyıl Yayınları

Elbe,S.(2017).Savunma Ticareti. Alan Collins (Ed.) Güvenlik Çalışmaları İçinde(s.325-326)Nasuh Uslu (Çev.) (3.Baskı).İstanbul.Röle Akademik Yayıncılık

Fukuyama,F.(2015).Devlet İnşaası. Türkan Çolak (Çev.)(2.Baskı).İstanbul:Profil Yayıncılık

Hetthe,B.(2012)Teori ve Pratikte Güvenliğin Bölgeselleşmesi.Mustafa Aydın vd.(Ed.).Uluslararası İlişkilerde Çatışmadan Güvenliğe içinde (s.355-356). İstanbul :İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Hülagü,O. (1999)Farabi ve İbn-i Haldun’da Devlet Düşüncesi.İstanbul:Kırkambar Yayınları

İstanbul Güvenlik Konferansı Türkiye-Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu (2018).Körfezde Güvenliğin Geleceği. TASAM Taslak Stratejik Vizyon Belgesi. İstanbul: TASAM Yayınları

Kerr,P.2017). İnsani Güvenlik, Alan Collins (Ed.) Güvenlik Çalışmaları İçinde(s.105) Nasuh Uslu (Çev.) (3.Baskı).İstanbul.Röle Akademik Yayıncılık

Machiavelli,N.(2016) Prens.Kemal Atakay(Çev.).İstanbul:Can Yayınları

Oppenheimer,F.(2005). Devlet, Alâeddin Şenel ve Yavuz Sabuncu (Çev.)Ankara: Phoenix

Paku,N.K.,Therkelsen,J.(2017)Ekonomik Güvenlik, Alan Collins (Ed.) Güvenlik Çalışmaları İçinde(s.209))Nasuh Uslu (Çev.) (3.Baskı).İstanbul.Röle Akademik Yayıncılık

Platon.(2006).Devlet.Sebahattin Eyüpoğlu ve M.AliCimcöz (Çev).(36 ncı Baskı).İstanbul:İş Bankası Kültür Yayınları

Rogers,P.(2017).Barış Çalışmaları.AlanCollins (Ed.) Güvenlik Çalışmaları İçinde(s.62)Nasuh Uslu (Çev.) (3.Baskı).İstanbul.Röle Akademik Yayıncılık

Rose,P.(2017).Toplumsal Güvenlik. Alan Collins (Ed.) Güvenlik Çalışmaları İçinde(s.177).Nasuh Uslu (Çev.) (3.Baskı).İstanbul.Röle Akademik Yayıncılık

Sakman,T.(2017) Bildiri Kitabı Giriş Yazısı Tolga Sakman(Ed.).Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları. İstanbul Güvenlik Konferansı Bildiri Kitabı İçinde (s.17-19).İstanbul:TASAM Yayınları

Şensoy,S.(2017) İstanbul Güvenlik Konferansı- 2017 Açılış Konuşması ve Önsöz.Tolga Sakman(Ed.).Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları.İstanbul Güvenlik Konferansı Bildiri Kitabı İçinde (s.11-15).İstanbul:TASAM Yayınları

Sığrı,Ü.,Yakut,H.,Uysal,P.,Tangör,B.(2010).Savunma Planlamasında Antropolojik Yaklaşımlar.TanerAltunok,HalukKormazyürek,ÜnsalSığrı,KöksalHızır(Ed.).Stratejik Savunma Yönetimi: Yeni perspektifler/Yeni Yaklaşımlar içinde (S.145).Ankara:Bizim Büro Yayınları

Yalçınkaya,H.(2012).Güvenlik Yönetişimi Çerçevesinde Özel Askeri Şirketler. Mustafa Aydın vd. (Ed.).Uluslararası İlişkilerde Çatışmadan Güvenliğe içinde (s.387).İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kuresel-askeri-harcamalar-1-7-trilyon-dolara-ulasti/1133639

 

 

 

DEVLET DOĞASININ DEĞİŞİMİ: GÜVENLİĞİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ ÜZERİNE DEVLETLERİN GÜVENLİĞİNİN BUGÜNÜ VE YARINI