22 Kasım 2020 sabah saatlerinde, AB liderliğindeki Irini Operasyonu'nda Yunan Tuğamiral T. Micropoulos'un taktik komutasında görev yapan Alman Sachsen Sınıfı (Tip 124) çok maksatlı Hamburg firkateyni, Libya’ya intikaldeki Arkas firmasına ait Türk konteyner gemisi MV Roseline-A gemisini sorguladı. Bingazi sahilinin 150 mil açığında Libya'ya gıda ve boya malzemeleri taşıyan gemi, Libya'nın Misrata limanına gitmek üzere İstanbul'dan yola çıkmıştı. Gemi kaptanının iş birliği içinde olmasına ve gemide BM kararlarına aykırı bir kaçak malzeme bulunmadığını beyan etmesine rağmen, saat 17.45'te Hamburg'un SAT timi gemiye helikopterden icra edilen (fast rope) harekâtı ile çıktı. Zabitan ve mürettebat zorla devre dışı bırakıldı ve gemi ertesi sabah saat 09:38'e kadar 16 saat boyunca arandı ve kontrol edildi.

Türk denizcilik tarihinde ilk kez bir Türk ticaret gemisine devlet onayı verilmeden çıkılmıştı. Yugoslavya Krizi sırasında NATO tarafından icra edilen ve Türkiye’nin de fiilen görev aldığı Sharp Guard Harekâtında Türk Hükümetinin başlangıçtan itibaren verdiği genel onay çerçevesinde Türk ticaret gemilerine yük kontrolü için çıkılmıştı. Ancak bunların hepsi devlet izni ve onayı ile verilmişti. Yani uyumlu çıkma idi. (Compliant Boarding)

Açık denizlerde faaliyet gösteren bir ticaret gemisine çıkma koşulları uluslararası hukuka göre düzenlenir. Yabancı ticaret gemileri, kölelik, korsanlık, yasadışı radyo yayıncılığına karışmadıkları sürece açık deniz alanlarında yani karasuları dışında müdahaleye açık değildir. Ancak, BM Antlaşması Bölüm VII kapsamında kabul edilen kararlar veya BM Güvenlik Konseyi kararlarında sağlanan özel koşullar ile uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile terörle mücadele kapsamındaki sözleşme ve protokoller gereğince bayrak devleti ve kaptan rızası ile gemiye çıkma yapılabilir. Ancak bunların hepsi ciddi koşullara bağlıdır.

Hamburg’un Roseline-A’ya müdahalesi, açık denizlerde seyir özgürlüğüne olduğu kadar bayrak devleti olarak Türkiye’nin egemenliğine de bir müdahaledir. Antlaşmalarla veya Bölüm VII kapsamında kabul edilen BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla sağlanan özel koşullarla gerekçelendirilemediği sürece gemiye çıkma yasa dışıdır.

Almanya ve AB yetkilileri, geminin şüpheli silah yükü için arandığını belirterek, iddialarını desteklemek için BM Güvenlik Konseyi'nin 2292 (2016) ve 2526 (2020) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarına başvurmuştur. BM Şartı'nın VII. Bölümü uyarınca kabul edilen söz konusu kararlar, gerçekten de “özel koşullar”, yani müdahale yasağına bir istisna sağlayabilir.

Bu bağlamda, 2292 (2016) sayılı Kararın 3. Maddesi (ve alt maddeleri), yasal bir müdahale için iki koşulun yerine getirilmesini gerektirir. Bu koşullar BMGK kararına göre şunlardır: a) müdahale eden devletin veya uluslararası örgütün "Libya'ya veya Libya'dan silah veya ilgili malzeme taşıdığına inanmak için makul gerekçeleri" olması ve müdahale eden devletin veya uluslararası örgütün b) "herhangi bir denetimden önce ilk olarak geminin bayrak Devletinin onayını almak için iyi niyetle çaba sarf etmesi". Bu iki koşuldan hiçbiri gerçekleşmeden Roseline A gemisine gemiye müdahale edilmiştir.

Makul gerekçeler” araştırma yapan devlete veya uluslararası kuruluşa belirli takdir hakkı bırakabilirken, tamamen açık çek vermez. Güvenilir istihbarata, nakliye şirketinin geçmişine / itibarına veya geminin faaliyetlerine dayalı olarak kapsamlı bir olgusal değerlendirme yapılmasını gerektirir. Ayrıca bayrak devletine yapılması planlanan arama talebindeki şüphenin gerekçelerini belgelemek ve göstermek, aramayı talep eden devlet (Almanya) ya da uluslararası kuruluşun (burada EUNAVFOR-AB Deniz Kuvvetleri) görevidir. Bu, yalnızca Güvenlik Konseyi kararına göre bir görev değil, aynı zamanda BM Uyuşturucu ve Suç Dairesi rehber dokümanında belirtildiği üzere hukuki bir normdur. Ne Almanya ne de AB'nin Roseline-A konusunda güvenilir, somut bir istihbarat bilgisi gösterememiştir. Geminin kusursuz geçmişe sahip prestijli bir şirket tarafından işletildiği, bugüne kadar herhangi şüpheli bir faaliyetinin kaydedilmediği göz önüne alınırsa gemiye çıkma için “makul bir gerekçenin” bulunmadığı açıktır. Bu bağlamda, 16 saatlik aramadan sonra silah bulunmaması bu yaklaşımın ispatıdır. Almanya ve / veya AB, gemiye sırf Türk bayrağı taşıdığı için çıkmıştır.

Diğer taraftan, 2292 sayılı BMGK Kararı uyarınca, arama yetkililerinin, gemiye çıkmadan ve aramadan önce (sonra değil) bayrak devletinin iznini almak için iyi niyetle çaba göstermeleri gerekmektedir. Basitçe ifade etmek gerekirse, söz konusu kural " arama iznini almak için elinden gelen her şeyi yap, yaptığından emin ol ve izin sonrası gemiye çık’ ’şeklindedir. Bayrak devleti yanıt vermese veya reddetse bile bu durum gemiye çıkmak için yeşil ışık değildir. Bu kapsamda talep, arama yapacak devletin veya kuruluşun yetkili makamı veya kuruluşlar tarafından bayrak devletinin yetkili makamına yapılmalıdır. Bu talep, normal koşullarda Ankara’daki Alman Büyükelçiliğinin ya da Ankara'daki AB Delegasyonunun Türk Dışişleri Bakanlığı ile görüşerek izin talep etmesi gerekirdi. Diğer bir deyişle, Roma’da merkezi bulunan EUNAVFOR Irini Harekât Yetkilileri, Türk Dışişleri Bakanlığı'nın resmi onayını almak için Dışişleri Bakanlığımız veya Ankara'daki Büyükelçilikleriyle iletişime geçmiş olmalıydılar. Unutulmamalıdır ki "arama izni almak için iyi niyetli çabalarda bulunmak çoğul bir kavramdır arama talebinde bulunan makamın sadece tek bir talepten fazlasını yapmasını gerektirir. Ne Almanya ne de AB’den, Türk Dışişlerinden veya Hükümetinden arama izni istediklerine dair bir açıklama gelmemiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı yaptığı basın açıklamasında bu usullerin uygulanmadığını belirtmektedir. Çeşitli Alman makamlarının yanı sıra EUNAVFOR-IRINI ve AB kaynaklarının muğlak ve dayanaksız açıklamalarından, talebin yetkili kanallardan yapılmamış olabileceği, sürekli çaba gösterilerek diplomatik bir temas yapılmadığı; Almanya veya AB'nin Türkiye'yi yeterince beklemediği anlaşılmaktadır.

AB'nin "Biz dört saat bekledik hatta bir saatte ek süre tanıdık Türkiye'den cevap gelmeyince gemiye çıktık" açıklaması da açık bir hukuk ihlalinin itirafıdır. Zira, UNSCR 2292 BM Güvenlik Konseyi kararı bu sözleşme ve bu protokole uygulama için referans vermemiştir. Ne BMGK kararı ne de SUA Sözleşmesi (1988) ve Ek Protokolü (2005) açık deniz alanında bayrak devleti onayı olmadan gemiye çıkma yetkisi vermez. 4 saat kuralı çok sıkı tedbirlere bağlıdır ve Türkiye bu sözleşme ve protokole taraf olduğu halde, ek protokolde geçen 4 saatlik bekleme süresi ile ilgili uygulamaya taraf değildir. Türkiye bu usulü uygulama konusundaki niyet belgesini Uluslararası denizcilik Örgütüne (IMO) göndermemiştir. Kısacası gerçek anlamda bir oldu bitti vardır. Siyasi hedeflere yönelik bir kurgu vardır. Almanya bu süreçte kullanılmıştır. 

BM, bu yetki aşımı ve yetkinin siyasi kazanç nedeniyle kötüye kullanımını mutlaka soruşturmalıdır. Sonuç olarak, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK)2292 sayılı kararı ihlal edilmiştir. Savunmasız Türk bayraklı bir ticaret gemisi neredeyse 16 saat boyunca işgal edilerek, Alman SAT timi tarafından gemi kaptanı ve mürettebatı silah zoruyla tehdit edilmiştir. BMGK kararı kapsamında verilen yetki, AB ve Almanya tarafından Doğu Akdeniz anlaşmazlığında Türkiye aleyhine siyasi bir oldu bitti yaratmak maksadıyla kötüye kullanılmıştır.

Yaşanan süreç esasında AB’nin Türkiye’ye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikalarında bakışının bir dışa vurumudur. AB, temel olarak Türkiye’den; Doğu Akdeniz’de Sevilla Haritasına rıza göstermesini, Kıbrıs’ta federal çözüme onay vermesini ve Libya’dan geri çekilmesini istiyor. AB’nin bu politikasında herhangi bir değişiklik yoktur. AB’nin İrini Operasyonu’nun temel nedeninin arka planı da Türkiye’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne olan desteğinin kesilmesidir. Bu olay sonucunda, Türkiye’nin taktik kayıp ve kazançları olabilir. Geminin temiz çıkması taktik kazanç gibi gösterilebilir. Ancak ilk defa Türk devletinin izni olmadan Türk bayraklı bir gemiye çıkılması bizim için çok ciddi onur ve prestij kaybıdır. Bunu göz ardı edemeyiz. Bu yapılan Türkiye’nin egemenliğine bir saldırıdır. Daha da ötesi denizlerin seyir serbestisi ilkesine de bir saldırıdır. Bir Türk gemisine Akdeniz’de kıyısı bile olmayan bir ülkenin komandoları çıkmış ve gemiyi 16 saat esir almıştır. Bu olay ne unutulmalı ne de unutturulmalıdır.

 

 

 

 

DENİZCİLİK TARİHİMİZDE ASLA UNUTMAYACAĞIMIZ BİR İLK:  MV ROSELİNE A OLAYI