Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mart,

ABD Başkanı Joe Biden seçim sloganı “America is back!” ile ABD’nin her alanda etki alanını genişleteceğinin sinyalini tüm dünyaya verirken, dünya devletlerinin toplu olarak alacakları önlemleri yaratacak olayların fitilini ateşleyeceğinin de ipuçlarını hem Biden döneminde yayımlanan ulusal güvenlik stratejisinde hem de NATO’nun 2030 vizyonunda görmek mümkündü.

Dünya pandemi sonrası ekonomik anlamda yeni bir buhran ile karşı karşıya kalmışken, kutuplaştırmayı derinleştirilerek var olan savunma anlayışı çerçevesinde Avrupa’yı ABD’nin etkisinin hissedildiği NATO şemsiyesi altında, daha fazla savunma bütçesine neden olabilecek meşru bir tehdit altında birleştirmek ABD için atılacak en karlı adımların başında geliyordu.

Putin’in halka seslendiği ve tüm dünyayı televizyon başında topladığı uzun ve agresif konuşması sonrasında Donbas bölgesinde ayrılıkçı grupların bulunduğu Luhansk ve Donetsk’in bağımsızlığını tanımasının ilanı ile uzun bir süre psikolojik harp tekniklerinin, algı yönetimi stratejilerinin her unsurunun eksiksiz ve yoğun olarak kullanıldığı süreçten sıcak çatışmaların ve Biden’ın dikkat çektiği sivil direnişin sokaklarda çatıştığı bir sürece geçildi.

Rusya’nın askeri harekatı Donbas bölgesi ile sınırlı kalmadı ve başkent Kiev’i hedef aldı. Askeri harekat ilerlemeye devam ederken eş zamanlı olarak diyalog masaları kuruldu. Bir yandan diplomasi ile savaş nedenlerine çözüm bulunmaya çalışılırken, Karadeniz’de Türkiye’yi de etkileyebilecek bir savaş durumunun ilanı ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi ile savaşın ve yıkımın yayılmasını engelleyecek boğazlardan savaşa taraf her iki ülkenin de savaş gemilerinin geçmemesi kararı alındı. Montrö Antlaşması’nın 19. Maddesi ‘‘Savaşan herhangi bir devletin savaş gemilerinin boğazlardan geçmesi yasak olacaktır’’ derken ‘‘Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan savaşan devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, bu limanlara dönebilirler’’ ifadelerini içerdiğinin de altını çizmek gerekiyor.

 

RUSYA NÜKLEER GÜCÜNÜ DÜNYAYA HATIRLATTI

 

Putin yönetimindeki Rusya Federasyonu’nun kendi ile bir bütün olarak gördüğü, Rusya ve Ukrayna halkını tek bir halk olarak tanımladığı, Ukrayna’nın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve sınırlarını tanımaması sonucu gerçekleştirdiği askeri harekat Avrupa ülkeleri ve ABD’nin Rusya Federasyonu’na karşı daha önce uygulanan ekonomik yaptırımlara karşı daha sert ve daha uzun vadede sonuç verecek yaptırımları hayata geçirmesine neden olurken, Rusya da nükleer gücünü dünyaya hatırlattı.

Putin daha sonraki açıklamalarında Rusya Federasyonu’na karşı uygulanan bu ağır ekonomik yaptırımların ve Ukrayna’ya verilen desteğin Ukrayna devletinin varlığını tehlikeye attığını ifade etti.

 

RUS HALKI ÖTEKİLEŞTİRİLEREK SAVAŞI SEÇEN PUTİN’E KARŞI AYAKLANDIRILDI

 

Diplomasi masası için çabalar halen devam ederken, Rusya’nın izolasyonunun sadece ekonomik alanda olmadığı, teknolojik alanda da görüldüğü ama en önemlisi Rus halkının ötekileştirilerek savaşı seçen Putin’e karşı ayaklanmaları için farklı bölgelerde haksızlık, adaletsizliğe maruz bırakıldığı gözlemlendi.

 

Tüm bu sürecin temelleri Gürcistan ile başlayan ve Ukrayna’yı da içine alan NATO üyesi olma arzusu ile atılırken realist teoride Rusya Federasyonu’nun devletin bekası için güvenlik sorunu konusunda haklı olduğunu, NATO’nun Doğu’ya genişlemesinin Rusya için ciddi bir tehdit olabileceğini; ancak Rusya Federasyonu’nun bu sorunu çözmek için izlediği işgal, savaş yolunun asla kabul edilemeyeceğini de hatırlatmakta fayda var.

 

Savaşın kirli bir zeminde devam ettiği yapılan açıklamalar ile bir kez daha dünya kamuoyunun gündemini meşgul etti. Putin tarafından Ukrayna ordusu içinde Rus yanlısı olduğu düşünülen askerlere yönelik darbe çağrısı, böyle bir Rus yanlılığı olmasa bile Ukrayna ordusu içinde güven sorunu yaratmak için yapılan bir çağrıydı. Bunun ardından ABD’den Putin’in kendi ülkesine verdiği zararı ve savaşı durdurmak için cesur bir Rus askeri arayışı ile ilgili açıklama geldi.

 

Peki tüm bu süreç yaşanmadan durdurulabilir miydi?

 

Volodimir Zelensky, henüz Rus güçleri Ukrayna topraklarına girmeden önce Avrupa’dan yaptırımlarını uygulamasını ve NATO’nun kendisini ittifakın içine alma sözüne karşılık kendisine yardım etmesini istedi. Batı’dan gelen cevap olumlu olmadı. Savaşın çıkacağı tarihten, hayatını kaybedecek insan sayısına kadar tahminde bulunan Batı liderleri Ukrayna’ya asker göndermeden topraklarına savunma desteğinde bulunmak için silah yardımında bulunabilirdi. Bulunmadı.

Ekonomik yaptırımların Rusya’nın saldırgan tutumu karşısında uygulanması ile daha caydırıcı bir politika izlenebilirdi. İzlenmedi.

Toprakları işgal edilen Zelenski halkı ile birlikte bir kahramanlık hikayesi yazarken ABD ve NATO’dan beklediği desteği göremeyeceğini anlaması çok uzun sürmedi. Ama yine de AB’ye üyelik ve NATO için görüşmelerin masada konuşuluyor olması gösteriyor ki kendi ülkesinin taraf olma politikasının ülkesine verdiği zararı da anlayamadı.

Liman kentlerini ele geçirerek ve Batı yanlısı Ukrayna nüfusunu Dinyeper nehrinin Batısına doğru süpürerek ülkenin Doğusunda sivil katliamları da engelleyecek bir egemenlik kurmayı hedefleyen Rusya, Ukrayna’nın Donbas bölgesinde Rus halkına uygulanan asimilasyonu ve Nazi zihniyetinin bir bedeli olacağını ifade etmişti. Masaya da bu şartlarla oturdu. Savaştan önce bölgede yaşayanlara yüzbinlerce Rus pasaportu vererek işgali meşru temellere oturtmaya çalışan Rusya, Donbas ve 2014 yılında ilhak edilen Kırım’ın bağımsızlığının Ukrayna tarafından tanınmasını, Ukrayna’nın silahsızlandırılmasını ve Ukrayna’nın tarafsızlığını korumasını istedi. Zelenski bunu kabul eder mi? Daha doğrusu savaşı Rusya Federasyonu’nu ve Putin’i köşeye sıkıştırmak için bir fırsat olarak gören ve sorunu derinleştirdikçe derinleştiren Batı bu anlaşmanın yapılmasına razı olur mu? Zelenski’yi provoke eder mi? Tartışılır.

 

Savaşın gösterdikleri;

 

- Batı emperyalizmi ile işbirliği yaparken Batı’nın Ukrayna gibi bir tampon bölgeyi ileri karakol olarak kullanarak ebedi rakibi/düşmanı Rusya’ya karşı tehdit bölgesine çevirdiğini ve iki blok arasındaki bilek güreşinin Ukrayna topraklarında gerçekleşirken önemli olanın Ukrayna topraklarının bütünlüğünden ziyade tarafların kendi güvenlik ve tehdit algıları olduğu görüldü.

- “Putin’in Savaşı” olarak tanımlanan ve hedefin Putin olarak belirlendiği Ukrayna Savaşı sırasında savaş karşıtı Rus halkının sokaklara çıkıp bu harekatı protesto etmesi istendi. Aynı zamanda Rus ve Belarus iş adamlarına, oligarklara uygulanan sert yaptırımlar Putin’i kendi yönetimi içinde de zayıflatmak için kullanılan bir koz oldu.

- Farklı bölgelerde yaşayan Rus kimliği taşıyan vatandaşların işlerinden çıkartılması, görevlerine son verilmesi, olimpiyat oyunlarından men edilmesi, Uluslararası Kedi Federasyonu’nun Rus kedileri yarıştırmaması gibi birçok uygulamanın nükleer silahlardan daha tehlikeli bir zihniyetin temellerini atabileceği görüldü.

- Nükleer gücün savaşların çıkmasında caydırıcı bir güç olmaktan ziyade savaşın kazananı olmak için kullanıldığını ve bu durumun nükleer silahlanmayı arttırabileceğini gösterdi.

- Biden ABD’nin geri döneceğini söylerken aslında söylemek istediğinin neoliberal sistemin geri dönüşü olduğu anlaşıldı.

- Arka kapı diplomasisinin önemi ve diplomasi masasında tarafsızlığın ve savaş yerine barışı inşa etmek için çabalamanın, dengeleyici bir güç olmanın önemi Türkiye’nin aldığı rol ve kararlar ile dünyaya bir kez daha hatırlatıldı.

- Zelenski’nin yabancı savaşçıları kendi topraklarına çağırmasının ileride Afganistan’a ya da Suriye’ye benzer istikrarsız bir bölge inşası için kapıların aralandığı tehlikesini gösterdi. Bu durum da ABD’nin ileride, Polonya sınırında NATO’nun 4. maddesini kullanmak için bir neden doğuracaktır ki gözlerden kaçmaması gerekir.

- Putin, tüm Ukrayna’yı etkisi altına alsa bile 40 milyon vatanperver ve kendisine öfkeli Ukraynalının kontrolünü kolay kolay sağlayamayacağını anladı.

-Dezenformasyon ve bilgi kirliliğinin yoğun olarak kullanılmasına tüm dünya bir kez daha şahit oldu.

Bunun gibi çıktılar savaş boyunca artmaya devam edecektir. Ukrayna’nın milli iradesi ile ayakta kalması için iki taraf arasında denge politikası izlemesinin, tarafsızlığını korumasının ve kendi işbirlikleri ile kendini güçlendirmesinin önemi tüm dünyaya benzer durumdaki devletler için bir kez daha ders oldu.

En önemli soru şu; hegemonyanızı nükleer ve askeri gücünüzle, topla, tüfekle, tankla dayattığınız ve daha fazla insanın ölmemesi için sizden daha zayıf ülkelere zorla kabul ettirdiğiniz barışlar ileride, hafızaları ölmemiş, yaşadıklarını unutmamış öfkesi dinmemiş insanların size karşı başlatacağı daha güçlü bir savaşın tohumlarını atmış olmuyor mu?

 


DAYATILMIŞ BARIŞLAR POTANSİYEL SAVAŞLARIN HABERCİSİ