Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ağustos,

Geçtiğimiz ay Brüksel’de düzenlenen Haziran 2021 NATO liderler toplantısının sonuç bildirisinde, ortaya çıkan yeni tehdit ve sınamaları yaratan ülkelerden biri olarak, ikinci kez Çin yer aldı. Dünyanın Soğuk Savaş ortamındaki gibi yeniden ikiye bölünmesini ne Çin  ne de ABD dışında diğer ülkeler istemezken, deniz- siber ve uzay alanında ülkenin faaliyetlerinin müttefik üyelerinin küresel çıkarlarına potansiyel bir tehdit görüldüğü belirtildi. “ Sorumlu küresel aktör” olarak nitelendirilen Çin ulusal imajı, Wuhan kentinde başlayan ve dünyayı ciddi anlamda etkileyen Covid-19 Pandemisi nedeniyle zarar gördü. Dünya ekonomisinde yükselişe geçtiği dönemlerden biri ortaya atılan ekonomik ve askeri anlamda etkin süper güç pozisyonu “Çin Tehdit Teorisi”  kapsamı altında yeni gelişmelerle birlikte yeniden gündeme getirildi. Bu tehdit, ideolojik, ekonomik ve stratejik alanlarda görülmektedir. Bu üç alanda da revizyonist bir taktik izleyerek, Çin merkezli yeni bir dünya düzeni inşa etmesi nedeniyle de ABD için ciddi bir rakip görülmektedir.

İdeolojik olarak, 1950 komünist rejimi benimseyen ülke, 1976 ile Deng Xiapoing ile açık kapı politikası ve liberal ekonomiye geçerek, Çin’e özgü sosyalizm modelini geliştirdi. Bu model siyasi özgürlük olmadan ekonomik tam bağımsız ve lider ülke olunabileceğini göstermekteydi. Otokrasi ekonomik özgürlük üreterek, Mao döneminde denenmiş komünizm ekonomik hatalarından sıyrılmış, Batı için giydikleri iş kıyafetleri nedeniyle “ Mavi Karınca “ lakabı verilen sürekli çalışan bir nüfusa sahip dünyanın üretim merkezi ülke konumuna gelmesini sağlamıştı. Time kapağına 1985 yılında yılın adamı olarak geçen Xiapoing, ve başarı öyküsü, Soğuk Savaş’ın bitmesine beş yıla kala Komünist bir ülkede Kapitalizm için büyük bir zafer sayılmıştı. Çin ise Afyon Savaşlarından beri Asya’nın Hasta adamı olarak nitelendirilmeyi,  kendini yenileyerek, dünyanın en büyük büyüme oranına sahip, dış ticaret odaklı kalkınma stratejisi ile birlikte, alt yapı inşa eden küresel aktör olarak haline geldi. İdeolojik açıdan Afrika kıtasında, Çin Komünist Partisinin,  Merkez Parti Okul projesi altında siyasi eğitimleri, Batı dünyası için bir tehdit görülmüştür. Afrika siyasi partilerini, Çin’in ekonomik gelişme modeli ve ülke yönetişimi konusunda bilgilendiren bu eğitimler, aynı zamanda kıtanın genç neslini de kapsamaktadır. Çin –Afrika Genç Liderler programı kapsamında, askeri-sivil yönetim biçimlerinin nasıl koordine edileceği, demokratik merkeziyetçiliğinin nasıl uygulanacağı konusunda sayısız Afrika ülkelerinden gençler Çin’de eğitilmiştir. Etiyopya, Çin modelini bire bir hayata geçiren ülkelerden biridir. Aynı şekilde sol ideolojinin güçlü olduğu Latin Amerika’da Çin, siyasi görüş açısından ciddi bir destek bulabilmektedir. 100. yılını bu yıl kutlayan Çin Komünist Partisiyle, dünya genelinde tüm komünist partiler aynı çatı altında toplanmayı kabul etmişlerdir. Siyasi özgürlüğün olmadığı devletçi kapitalist tek siyasi parti modeli, şirketlerin her daim devletten daha bağımsız hareket etmesini sağlayan liberal düşünceye taban tabana zıttır. Aslında devlet x şirket çatışması küresel iki aktör düzeyinde “değerler çatışması” olarak devam ettirilmektedir. Petrol ve doğalgaz alanında devlet şirketleri, özel şirketlere karşı son on yılda ciddi bir üstünlük kazanmıştır. Tüm ekonomik sektörlere yayılabilecek bu dönüşüm ideolojik çatışmanın aslında ekonomik olduğunu da göstermektedir. Zira demokrasi rejimleri bile ABD’de uygulamalarında özellikle eski Başkan Trump döneminde ve Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişiyle düşüşteyken, güvenlik tedbirleri devletin bekasını esas tutup bireysel özgürlükleri salgın hastalık ya da terör tehdidi ile sınırlarken, Çin’in kontrol odaklı tek parti rejimini eleştirmek tutarlı görünmemektedir. 2001 sonrası Terörizmle Savaş Stratejisi kapsamında tüm müslümanları zan altında bırakabilecek uygulamalar, etnik ve dini farklılıkları  görmezden gelme, bu kitlelere yönelik gerektiğinde meşru şiddet devleti tekelini kullanma, liberal düzene dayalı dünya sisteminin aslında yine liberal devletler tarafından aşındırıldığının sonucudur. Çin bu düzene karşı daha istikrarlı, güvenlik odaklı ve ekonomik kalkınma modeliyle alternatif oluşturmuştur. En çok eleştirilen özerk bölge uygulamalarını kırmızı çizgisi olarak kabul edip, iç işlerine müdahale edilmemesi yönünde eleştiriye kendisini kapatmıştır. Uygur Türklerine yönelik uygulamaları, terörizm-aşırılık-ayrılıkçı eğilimler kapsamında olduğunu belirtmiş, Orta Doğu’da birçok Arap İslam ülkesinden de destek görmüştür. Bileşim ve yapay zeka uygulamalarıyla dijital devlete dönüşen Çin, dünyanın en büyük nüfusa sahip halkını kontrol altında tutan ve sürekli tüketimi özendiren sosyal kredi uygulaması ile kapitalizme de ciddi hizmet vermiş bu yönüyle de otoriter liderler için model olmuştur. İdeolojik anlamda rejim tipolojisi ve değerler bakımından demokrasi, sokak hareketleri ve protestolar gerçekten küresel sermayenin istediği olarak kabul edilemez. Çünkü bu toplumsal hareketlerin odak noktasında şirket haksız kazançları ve küresel elitler vardır. Ancak şirketler liberal ortamda hareket edebilir ve güç kazanımlarını korumak için Çin’e belli bir noktada durması yönünde uyarıyı ABD ve İngiltere üzerinden yapmaktadırlar.

Ekonomik anlamda tehdit görülmesi konusu biraz kafa karıştırmaktadır. Çünkü 2008 Dünya ekonomik krizi sonrası artık ABD’nin ekonomik liderliğini istemeyen ülkeler için Çin yeni alternatifti ve bu yönde de desteklendi.  Çin’in farklı siyasi değerlere sahip olması göz ardı edilerek, sunduğu ekonomik fırsatlardan kutup bölgeleri dahil yararlanma yolunu seçti. Alt yapı yatırımlarını dünyanın çeşitli ülkelerinde inşa ederken, ülkelerin kredi taleplerini, çek diplomasisi kapsamında değerlendiren, kendi iş gücünü de o ülkeye getiren Çin çok kısa sürede kendi ekonomisi için hayati önem taşıyan zengin ülkelerdeki stratejik enerji kaynaklarını zengin ülkelerde kontrolüne dolaylı yoldan aldı. Kendi özel güvenlik şirketlerini yönetimlerini aldığı stratejik liman ve enerji kaynaklarına konuşlandıran Çin, böylece silahlı güç açısından da ülkelerde görünür hale geldi. Borçlandırarak tahakküm altına alma ve kendisini merkeze alan karşı bağımlılık yarattığı Amerikan raporlarında belirtilmiştir. Yeniden 2. İpek Yolu girişimi adı altında, yepyeni deniz, kara ve dijital ticaret ağını inşasını artık tamamlamak üzereyken, dolara alternatif yeni dijital para sistemini kendi ülkesi içinde önce kabul edip dış dünyaya da etkin hale getirecekken, Covid-19 pandemisi dünya genelinde “Çin Rüyası”nı sarstı. Dünya tedarik zinciri dururken, hastalık bulaşma riski ihracatı olumsuz etkiledi. Londra’da geçen ay gerçekleşen G-7 zirvesinde, Çin’in 2013 yılında başlattığı projeye alternatif yeni bir alt yapı girişimi, 8 yıl sonra  gelişmekte olan ülkelere başlatılma kararı daha yeni alındı. Çin tarafından kurulan Asya Yatırım Kalkınma Bankası’na kurucu üye olan ABD dışındaki G-7 ülkeleri için bir ikilem de ortaya çıktı. Başkan Trump, ABD ile dış ticaret ilişkilerinde fazlalık veren Avrupa ülkelerini ve Kanada’yı ilave vergi koyarak durumu lehine çevirmişti.  Çin ile yaptığı ticaret ve para savaşlarında sadece ABD çıkarlarını ön plana koymuş dünyanın geri kalanının etkilerini dikkate almamıştı. Başkan Obama döneminde mega ticari anlaşmalarda Amerikan şirketlerinin öncelikleri nedeniyle Avrupa’da ret edilmişti. Yeni alt yapı projeleri sadece ABD için mi yoksa G- 7 ülkelerinin hepsi için mi belli olmadan, belirsiz bir şekilde kabul edildi. Ancak Çin’in demokrasi şartı ve iç işlerine karışmama prensibiyle yaptığı karlı projeleri karşısında, Batının kolonisi olmuş ve ABD’nin ağır yaptırım uygulamaları altında diğer ülkeler için G-7 projelerinin ne kadar ilgi çekici geleceği de belirsizdir. Ekonomik tehdit algısı içinde kuşkusuz en önemlisi rezerv para gücü ve finansal piyasalar kontrolüdür. Dijital rezerv paralar yaratılırken, kur savaşları kapsamında Pentagon’un simülasyon yaptığı dolar gelecekte etkin olabilecek mi kaygısı her geçen gün artmaktadır. 2008 krizi Avrupa Avro piyasasını ciddi sarsmıştı. 2. İpek Yolu ticaret ağı,  Çin merkezli olduğunda dolar kesinlikle kullanılmayacak bir para olacaktır. Özellikle petrol satışlarının dolar dışına çıkması, ekonomik performansı düşük ABD ekonomisi için ciddi bir kriz gözükmektedir. Dijital para sistemlerinin tekleşmesini finansal piyasalar çoğunlukla savunsa da ülkeler ulusal paralarını yine de koruma refleksi içindedirler. Swift ve yeni ödeme sistemleri de hızla ABD alternatifi geliştirilirken Çin bu alanlara Rusya ile öncülük etmektedir.

Stratejik alanda ise Çin, 2. İpek Yolu projesi kapsamında karadan ve denizden yeni koridorlar yaratarak jeoekonomik alanda önemli bölgeler, geçiş güzergahları, liman şehirleri ve lojistik kentleri önem kazandırmıştır. Hızlı tren sistemleri ile kıtaları yeniden birleştirirken, askeri alanda da ilk deniz üssünü Somali Cibuti’de açmıştır. ABD askeri gücü açısından önemli kutup bölgelerine bilimsel araştırma projeleri, uzay çalışmaları kapsamında üye devlet olarak dahil olan Çin, askeri alanda da yaptığı tatbikatlar ile bölgede etkinliğini arttırmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak askeri alanda yeni teknolojilerle birlikte özellikle denizaltı, uzay ve siber alanda kendini hızla geliştirmektedir. ABD dünyadaki tek askeri güç olarak ona karşı asimetrik savaş teknolojisine yatırım yapan Çin, uzayda uydu savaşları, siber alanda casus yazılımlar ve siber saldırılar, donanmada yeni savaş taktikleri, görünmez denizaltılar, kuantum ışınlanma teknolojisi, biyo savaş teknolojileri, yapay zeka tabanlı askeri teknolojiler, yönlendirilmiş elektro manyetik silahlar konusunda kendini sürekli geliştirmektedir. Çin hanedanlık döneminde, “Büyük Aşağılanma” olarak adlandırılan Batının üstün silah teknolojisine yenilmesinden beri her zaman askeri anlamda Batı ile eşit  ya da daha ileride bir askeri güce ulaşmayı devlet politikası olarak benimsemiştir. Askeri anlamda arayı kapatabilmek, yeni teknolojilerden haberdar olabilmek için öncelikle hedef ABD silah geliştirme alanları olmuştur. Tüm askeri silah ve savaş modellerine erişim olarak, bu projeleri sanayi-üniversite- ordu üçgeninde geliştiren kurumlara genç neslini ve insan kaynağını yerleştirerek erişim imkanına sahip olmuştur. Siber casusluk, ABD ve Batı’nın Çin’i siber alanda bu bilgileri çalmakla suçladığı ve bu nedenle de ulusal güvenliği için tehdit gördüğü bir alandır. Rusya’nın Soğuk Savaş tecrübesinden yararlanarak, 300 adet civarında olan nükleer silah kapasitesini arttırma yolunu seçmiştir. Uzaya yatırım yaparak, askeri uyduları etkisiz hale getirebilecek sistemleri devreye sokmuştur. Covid -19 virüsü ile tüm dünyanın dikkatleri Çin biyolojik laboratuvarlarına ve araştırmalarına çevrilirken, bu alanda da lider ülke olma hedefi korkuları arttırmıştır. 1989 Tiannamean olayı sonrası “Öcüleşen Çin” kavramı yeniden hastalık yapıcı virüslerle gündeme gelmiştir. Avrasya,  Afrika, Latin Amerika, Batı Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Kutup Bölgesi’nde 5 G teknolojisini genişletme faaliyetleri de stratejik tehdit kapsamında değerlendirilmektedir.

“Dünya yeniden bir soğuk savaşa hazır mı?” sorusuna, görünüşte devletler hem ABD hem de Çin ile eş zamanlı ekonomik, askeri ve siyasi faaliyetler sürdürerek cevap vermektedir. Yine de Avrupa Birliği, Çin’i insan hakları konusunda eleştiriye tabii tutmakta, ekonomik ilişkiler için öncelikli madde haline getirmeye çalışmaktadır. Almanya’nın sistematik tehdit kavramını Çin için geliştirmesi de oldukça ilginç olmuştur. 2008 ekonomik krizi sonrası birliği ayakta tutacak yardımı Almanya, Çin’den aldıktan sonra eleştirilere kulağını kapatıp, Avrupa’yı Çin’e açmıştı. Avrupa’nın U dönüşleri Çin için de bir güven sarsıcı olarak görülmektedir. Unutmamak gerekir ki ABD’nin ilk önce Amerika sloganıyla 2001’den beri hareket etmesi ve sert ekonomik müdahaleleri Çin’i daha cazip kılmaktadır. Ancak ABD, imaj ve propaganda karalamaları ile psikolojik baskı altına aldığı Çin’in daha çok hata yapmasına neden oldukça, yine kazanan ABD olacaktır. Çin lideri Xi Jinping zamanın ve koşulların Çin lehine geliştiğini belirtse de, küresel güç mücadelesinin tıpkı Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi aniden Çin ekonomisinin beklenmedik olası çökmesiyle ABD lehine sonuçlanabilir.

 


ÇİN TEHDİT TEORİSİ  KAPSAMINDA BATININ ÇİN ALGISI