Kategoriler: Güvenlik, Dergi,
Alt Kategoriler: Temmuz,

Denizlerimiz yoğunlaşan kentleşme, turizm faaliyetleri, hızla artan endüstriyel faaliyetler ve deşarjları, deniz taşımacılığı ve yüzeysel sularla taşınan evsel ve endüstriyel kirlilik, iklim değişikliği gibi nedenlerle kirlenmeye maruz kalmaktadır. Ülkeler, deniz ve okyanusları kendi çıkarlarına kullanarak, oradaki kaynakların sonunu getirecek eylemlerden kaçınmamaktadır (Hardin, 2003, s.18, Firidin, 2015, s.53). Bu sebeple 20. yüzyılın başlarından itibaren deniz kirliliği dünyayı tehdit eden önemli ve güncel bir sorun haline gelmiştir. Sorunun çözümü ise etkin deniz ve kıyı yönetim politikaları ile mümkün olabilir. Ancak anlık çözüm alınması ve ekonomik sorunlara öncelik verilmesi çözümü güçleştirmektedir. Çözüm için insanların deniz ve kıyı ekosistemine olan davranışlarında ve uygulanan politikalarda etik yaklaşım kaçınılmaz bir gerekliliktir. Su kaynaklarının nasıl kullanılacağına yönelik alınacak her bir karar, diğer canlı ve cansız varlıklar için etik değeri öne çıkarabilmekte ve suyu, etik olarak konumlandırmaktadır. Bu konumlandırma olmadığı takdirde, su kaynakların ve tüm canlı ve cansız varlıkların korunması olası görülmemektedir (Çolakoğlu, 2009, s. 109, Olgun ve Çobanoğlu, 2012, s. 140).

Ülkemizde ekolojik, kültürel, sosyal, ekonomik ve biyoçeşitlilik açısından değerli olan, pek çok ekosistemi etkilemesi ve ulusal iç denizimiz olması bakımından ayrı bir öneme sahip Marmara Denizi, etrafındaki nüfus baskısı ve iklim değişikliği neticesinde oluşan kirlilikten oldukça etkilenmiştir. Son dönemde bu etki Marmara Denizi ve kıyılarını kaplayan ve deniz ekosistemini tehdit eden musilaj sorunu olarak ortaya çıkmıştır.

Marmara Denizi ve Müsilaj Kirliliği

 

Marmara Denizi Türk Boğazlar Sistemi ile birbirinden oşinografik özellikleri bakımından son derece farklı iki deniz olan Karadeniz ve Akdeniz’i birbirine bağlayan bir iç denizdir (Şekil 1). Marmara Denizi 70 km genişlik, 250 km uzunluk boyutlarıyla yaklaşık 11.500 km2 yüzey alana sahiptir. Ortalama derinliği 400 m, en yüksek derinlik ise 1390 m’dir (Tutak vd, 2011; Tan vd, 2017, Tan, 2021, s. 171).

Şekil 1: Marmara Denizi (Tan vd, 2017) ve 27.06.2021 tarihli Uydu Görüntüsü (https://worldview.earthdata.nasa.gov)

Marmara Denizi ve havzaları nüfusun %30’unu ve sanayinin yaklaşık %50’sini barındırmakla yoğun olarak karasal ve denizel baskılara maruz kalmaktadır. Yoğun kentleşme ve sanayinin yanı sıra jeostratejik konumu sebebiyle deniz taşımacılığının da yoğun olduğu bir denizdir (Altıok vd., 2021, s. 49). Marmara Denizi’nin kuzey şelfi nüfus ve sanayi tesisleri baskısı altında iken, güney kıyılarında yayılı kaynak baskısı daha yüksektir (Tan, 2021, s. 171). En önemli baskılar ötrofikasyon ve aşırı avcılık olarak karşımıza çıkmakta ve Marmara Denizi ekosistemi üzerinde etkileri gözlenmektedir. Diğer baskı unsurlarıyla beraber küresel ısınmanın deniz suyu sıcaklığı artışına, görünürlüğün azalmasına ve ekosistem bozulmalarına yol açtığı görülmektedir (Altıok vd., 2021, s. 49). Marmara Denizinin ulusal iç denizimiz olması ve ülkemizin nüfus, sanayi ve ticaret merkezlerinin önemli bir bölümünün bu denizin etrafında yer alması önemini açıkça ortaya koymaktadıri

Mevcut Durum, Müsilaj Kirliliği

Marmara Denizi’nin bir iç deniz olması sebebiyle dış baskılardan oldukça etkilendiği bilinmektedir. Marmara Denizi’nde sürekli var olan iki tabakalı yapıdan dolayı, oksijence doygun üst tabaka suları ara tabaka engeli nedeniyle alt tabakaya ulaşamamakta ve alt sularda düşük oksijen seviyelerinin görülmesine sebep olmaktadır. Bununla birlikte karasal girdilerin artışı ile yüzey sularında artan organik madde zamanla çökerek ortamdaki oksijen tüketilip oksijensiz koşulların oluşmasına sebep olmaktadır (ÇŞB, Tübitak MAM, 2017, s.13-17). Marmara Denizi’nde 1000 m’den derindeki çözünmüş oksijen değerleri, 1997-2015 yılları arasında değerlendirildiğinde, 2 mg/L’den 0,5 mg/L ’nin altına düştüğü görülmektedir. Bu durum Marmara ekosistemi için önemli bir uyarı niteliğindedir. Ayrıca yıl boyu bölgesel olarak plankton patlamalarına, denizin renklenmesi ve müsilaj olaylarına rastlanabilmektedir (ÇŞB, Tübitak MAM, 2017, s.19 ).

Deniz suyunda dönem dönem oluşan ağımsı jelatin yapıdaki organik malzeme müsilaj olarak adlandırılmaktadır (Polat Beken vd., 2011, s. 2). Deniz salyası, ya da bilimsel adı ile ‘müsilaj’ deniz yüzeyinde kısa zamanda görünür olarak ortaya çıkan beyaz-kahverengi renklerde ve jelatin yapıda olan madde birikimi olarak tanımlanabilir. Müsilajın oluşumunu tetikleyen birçok etken bulunmakla beraber ana neden ortamda organik madde birikiminin insan kaynaklı yollar ile artmasıdır. Bozunmanın normal hızının üzerine çıkması ile bozunma ürünlerinin birbirleri ile tutunarak, içerisinde biriken gazlar ile denizin içi ve yüzeyinde görünür biçimde geniş alanlar kaplamasıdır. Ayrıca son dönem yapılan çalışmalarda ötrofik koşulların yanında iklim değişimine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış da müsilaj oluşumuna etkisi olduğu tartışılmaktadır (Yücel vd., 2021, Taş, 2020). Ülkemizde Marmara Denizi’nde 2007 yılının Eylül-Ekim aylarında ilk kez raporlanan (Polat Beken vd., 2011) müsilaj kirliliği 2009 yılı sonuna kadar benzer yoğunlukta aralıklı olarak görünmüş, 2021 yılı ilkbahar mevsiminde ise endişe verici bir boyuta ulaşmıştır (Şekil 2).

Şekil 2. Marmara Denizinde müsilaj oluşum görüntüleri (https://marmarahepimizin.csb.gov.tr/)

24 Haziran 2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü koordinasyonunda yürüttüğü Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) Projesi'nde görev alan Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumları ile ilgili çalışmalarına devam eden bilim insanları, ilk kez derin Marmara’da yani 100 metre ve ötesindeki müsilaj tabakalarını incelemişler ve müsilajın henüz 30-40 metre bandının ötesine geçmemiş olduğu, oksijeni ise 2,5-3 saatte tükettiğini ortaya koymuşlardır (https://marmarahepimizin.csb.gov.tr/odtuden-marmarada-derin-inceleme-haber-263042).

Marmara Denizi’nde Mevcut Biyopolitikalar

Denizlerin kirliliğe karşı korunması amacıyla 1970’li yıllardan başlayarak, denize kıyısı olan ülkeler ortak araştırma programları geliştirerek sözleşmeler imzalamıştır. Akdeniz ülkeleri için ilk ortak girişim kirliliğin azaltılmasına yönelik Barselona Sözleşmesi'nin imzalanması olmuş, Karadeniz’de ise Karadeniz Stratejik Eylem Planı hazırlanmıştır (ÇŞB, 2020, s. 134). Türkiye, 1982 yılından önce Akdeniz’in Deniz Çevresinin ve Kıyılarının Korunması Sözleşmesi ve Protokolleri/Akdeniz Eylem Planı (Barselona Sözleşmesi/UNEP/MAP), 1994 yılında ise Karadeniz’in Kirliliğe karşı Korunması Sözleşmesine (Bükreş Sözleşmesi) imza atarak taraf olmuştur (Çavuş, 2017). 1970’li yıllardan sonra artan karasal kaynaklı kirleticilerin neden olduğu ötrofikasyon,  denizlerde geri dönüşü mümkün olmayan yeni ekolojik özellikler oluşturmuştur. Bu çerçevede 2000’li yıllarda havza yönetimine bütüncül yaklaşım getiren AB Su Çerçeve Direktifi (SÇD) ve Avrupa deniz sularının 2020’ye kadar “İyi Çevresel Durum”a getirilmesini hedefleyen AB Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi (DSÇD) ile ekosistem tabanlı yönetim yaklaşımı getirilmiştir (ÇŞB, 2020, s. 134).

Türkiye’nin denizler ile ilgili çevre politikalarını ve stratejilerini temel olarak etkileyen üç ana etken vardır; (a) ulusal öncelikler için yapılan çalışmalar (b) Bölgesel Deniz Sözleşmelerinden (BDS) kaynaklanan gereklilikler ve işbirliği ile (c) Çevre Faslı: AB yaklaşım sürecinde yürüttüğü çalışmalardır (Çavuş, 2017).

Ülkemizde su kaynaklarının, deniz ve kıyılarımızın korunmasına yönelik ulusal biyopolitikalara bakıldığında yayımlanan yönetmeliklerin yanı sıra 2 Ekim 2014 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yasallaşan “Türkiye Deniz Araştırmaları Strateji Belgesi” bulunmaktadır. Ayrıca, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı da benzer şekilde “kıyı ve deniz biyoçeşitliliğinin korunması” hususunda eylemler tanımlamıştır. Sıfır Atık Mavi projesi de denizlerimizdeki atığın hızla azaltılmasına ve gelecekteki oluşumun önlenmesini hedeflemektedir. (https://webdosya.csb.gov.tr/db/cygm/icerikler/samav-klvz-20200911140900.pdf).

Ülkemizde Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz için taraf olduğumuz Barseleno ve Bükreş Sözleşmeleri ve ilgili protokol ile eylem planları kapsamında çalışmalar sürerken, ulusal iç denizimiz olan ve ülke sorumluluğumuzda bulunan Marmara Denizi’nin yönetimine yönelik uygulamalar ise yine uluslararası sözleşme hükümleri dikkate alınarak gerçekleştiriliyordu. Ancak, Marmara Denizi’nin kendi ekosistemine ve çevresindeki baskı unsurlarına yönelik ayrıca bir eylem planı ya da uygulama bulunmuyordu. Marmara Denizi'ne yönelik yapılan ilk ciddi eylem, Marmara Denizi'nde meydana gelen müsilaj sorununun giderilmesine yönelik olarak, 22 maddeden oluşan “Marmara Denizi Koruma Eylem Planı” olmuş, söz konusu eylem planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 06/06/2021 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır.

Eylem Planı kapsamında; Marmara bölgesinde kirliliğin azaltılması ve izleme çalışmalarının yürütülmesi amacıyla; Koordinasyon Kurulu ve Bilim ve Teknik Kurulu’nun oluşturulması, Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı üç ay içerisinde hazırlanması, Marmara Denizi'nin tamamının koruma alanı olarak belirlenmesi, acil müdahale kapsamında 7/24 esasıyla, Marmara Denizi'ndeki müsilajın bilimsel temelli yöntemlerle tamamen temizlenmesi, bölgede mevcut atıksu arıtma tesislerinin tamamının ileri biyolojik arıtma tesisine dönüştürülmesi, Marmara Denizi'ne deşarj yapan atıksu arıtma tesislerinin deşarj standartlarının güncellenmesi, arıtılmış atıksuların mümkün olan her yerde yeniden kullanımının artırılması, atıksu arıtma tesislerini gerektiği gibi işletmeyen OSB'lerin iyileştirilmesi, atık su arıtma tesislerinin yapımı ve işletilmesi için kamu-özel sektör işbirliğinin yapılması,  Marmara Denizi'ne gemilerin atık sularının boşaltılmasının önlenmesine yönelik düzenleme yapılması, tersanelerde temiz üretim teknikleri yaygınlaştırılması, alıcı ortama deşarj yapan atık su arıtma tesislerinin tamamı 7/24 online izlenmesi ve Marmara Denizi'ndeki 91 izleme noktasının 150'ye çıkarılması, denetimlerin uzaktan algılama, uydu ve erken uyarı sistemleri, insansız hava araçları ve radar sistemleri kullanılarak artırılması, Bölgesel Atık Yönetimi Eylem Planı ve Deniz Çöpleri Eylem Planının hazırlanması, iyi tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, Marmara Denizi'yle ilişkili havzalarda, dere yataklarına yapay sulak alanlar ve tampon bölgeler oluşturularak kirliliğin denize ulaşması önlenmesi, zeytin karasuyu ve peynir altı suyu kaynaklı kirliliğin önlenmesi için atık su azaltımını gerçekleştirecek teknolojik dönüşümler sağlanması, organik temizlik ürünlerinin teşvik edilmesi, hayalet ağların temizlenmesi, balıkçılık faaliyetlerinin ekosistem temelli yapılması balıkçılara ekonomik destek sağlanması, deniz kirliliğinin önlenmesi ve vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi için bir platform oluşturulması, soğutma suları ve termal tesislerden oluşan sıcak suların Marmara Denizi'ne etkilerinin azaltılmasına yönelik tedbirler alınması yer almaktadır.

Eylem Planı kapsamında günümüze kadar; toplam 6 bin159 metreküp müsilaj Marmara Denizinden temizlenmiş, 6 bin 148 denetimde işletmelere 13 milyon 897 bin TL idari para cezası uygulanmış, 20 işletme kapatılmıştır. 22.06.2021 tarihli ve 2021/13 sayılı Marmara Denizi Koruma Eylem Planı Kapsamında Deşarj Standartlarında Kısıtlama Genelgesi yayımlanmıştır. Genelge ile Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOI) parametresinde kentsel atıksularda %20 oranında, endüstriyel atıksularda ise her bir sektör için yeni bir deşarj standardı düzenlemesi yapılarak yaklaşık %50 ye kadar kısıtlamalar yapılmıştır. Kocaeli Körfezi'nde 4 ayrı noktadan, İstanbul Pendik Marina'nın ise belirlenen bir bölgesinden denizin 30 metre derinliğine ileri teknolojik oksijenlendirme cihazlarıyla pilot uygulama başlatılmıştır. 07.06.2021 tarihli ve 2021/12 sayılı Marmara Denizi Eylem Planı’nın Uygulanmasına ilişkin Genelge yayımlanmıştır. Genelge uyarınca: Koordinasyon ve Bilgilendirme Merkezi ve Bilim ve Teknik Kurulu oluşturulmuştur (https://marmarahepimizin.csb.gov.tr/).

Değerlendirme ve Öneriler

Marmara Denizi başta olmak üzere tüm denizlerimiz üzerindeki insan faaliyetlerinden kaynaklı baskılar çok çeşitli olup bunlar besin elementleri, kimyasallar ve deniz çöpleri ile kirlenmeye, balıkçılık potansiyelindeki azalmaya, habitat ve biyoçeşitlilik kayıplarına, yabancı türlerin giriş ve yerleşimlerine, musilaj, plankton patlamaları, balık ölümleri gibi olaylara ve sonuç olarak ekosistem dengesinin bozulmasına, sosyal açıdan kültür ve yaşam alışkanlıkların değişmesi ile ekonomik kayıplara neden olmaktadır (ÇŞB, Tübitak MAM, 2017, s. 290).

Marmara Denizi Bölgesi ülke nüfusunun %30’unu ve sanayinin yaklaşık %50’sini barındırarak yoğun karasal ve denizel baskılara aynı zamanda iklim değişikliği baskısına da maruz kalmaktadır.  Marmara Bölgesindeki atıksuların %53'ü ön arıtım, %42'si ileri biyolojik arıtım ve %5'i ise biyolojik olarak arıtılmaktadır. Yapılan çalışmalarda Marmara Denizi’nde son 15-20 yıl içinde en derin bölgelerdeki oksijen değerlerinin 10 kat kadar azaldığı, yer yer tamamen oksijensiz koşullar oluştuğu gözlenmiştir (ÇŞB, Tübitak MAM-1, 2017, Yücel 2021). Marmara Denizinde ilk kez 2007 yılında meydana gelen müsilaj kirliliği (Polat Beken vd., 2011) 2021 yılı ilkbaharında endişe verici boyuta ulaşmıştır. Marmara’da 100 metre ve ötesinde müsilaj tabakaları incelenmiş ve müsilajın henüz 30-40 metre bandının ötesine geçmemiş, oksijeni 2,5-3 saatte tükettiği ortaya konmuştur. Bilim insanlarımıza göre azot miktarını Marmara Denizinin ekolojik iyiliğini korumak için toplam besin yükünün %40 seviyesinde düşürülmesi gerektiği ortaya koyulmuştur (https://marmarahepimizin.csb.gov.tr/).

Günümüze kadar sürdürülen deniz ve kıyı politikalarının sorunlarının çözümünde yetersiz kaldığı Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj kirliliği özelinde görülmüştür. Marmara Denizi için ilk ciddi önlem 2021 yılında Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’nın hazırlanması olmuştur.

Söz konusu durumların oluşmasında en büyük sorun, ülkemizde deniz ve kıyı yönetimi politikalarının biyoetik yaklaşımlarla oluşturulmamış olmasıdır. Politikalar ve alınan kararlar, genellikle anlık alınmış, sektörel çözümler düşünülmüş, su etiği bilinci eksik kalmıştır. Türkiye’de oluşturulan deniz ve kıyı politikalarının biyoetik açıdan yoksun olduğu, çevre merkezli yaklaşım yerine insan merkezli yaklaşımların var olduğu görülmektedir. Deniz ve kıyı su kaynaklarının etkin kullanımı, sürdürülebilirliği için insanı öne çıkaran, merkeze alan politikaların yerine, ekosistemi, su kaynaklarını merkeze alan biyoetik çerçevesinde biyopolitikalarının oluşturulması zorunludur. Bunun için, su politikalarını belirleyen otorite içerisinde bir su etik kurulu oluşturularak, deniz ve kıyı su politikalarının etik alt yapı ile oluşturulması sağlanabilir. Deniz ve kıyı yönetiminde politikayı belirleyen kurumsal yapılar, görev ve sorumluluklarını bilimsel bakış açısıyla, çevre etiği çerçevesinde yürütmeli, iş ve işlemlerinde biyoetik bakış açısı ile oluşturulan biyopolitikaları benimsemelidirler.

 

 

Kaynaklar

Armstrong, A. (2006). Ethical Issues in Water Use and Sustainability, Area, 38.1, 9-15.

Altıok, H., Dökümcü, K., Mutlu, S., Öztürk, İ. D., Ediger, D., Yüksek, A., (2021), İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nde İklim Değişikliği Göstergeleri, syf 48-62, Salihoğlu, B., Öztürk, B. (Ed.) 2021. İklim Değişikliği ve Türkiye Denizleri Üzerine Etkileri. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Yayın no: 60, İstanbul, Türkiye, 266s.

Çavuş, E., (2017), Uluslararası Bölgesel Sözleşmelerde İzleme Çalışmaları ve Bölgesel Öncelikler, 1. Ulusal Denizlerde İzleme ve Değerlendirme Sempozyumu Bildiri Özetleri Kitabı ISBN: 978-605-5294-62-5 (ÇŞB, Tübitak MAM)

Çobanoğlu, N. (2009). Kurumsal ve Uygulamalı Tıp Etiği. Ankara: Eflatun Yayınevi.

Çolakoğlu, E. (2009). Ortak Bir Değer Olarak Su ve Su Etiği, ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 109-116.

ÇŞB, TÜBİTAK MAM, (2017). Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı 2014-2016 Marmara Denizi Özet Raporu, TÜBİTAK-MAM Matbaası Gebze/ Kocaeli, ISBN:978-605-5294-72-4.

ÇŞB, TÜBİTAK MAM-1, (2017), 1. Ulusal Denizlerde İzleme ve Değerlendirme Sempozyumu Bildiri Özetleri Kitabı ISBN: 978-605-5294-62-5,

ÇŞB, 2020, 6. Türkiye Çevre Durum Raporu, ISBN: 978-625-7076-05-0 YAYIN NO: 48, Ankara.

Des Jardins Joseph R. (2006). Çevre Etiği, Çevre Felsefesine Giris, (Çev. Rusen Keleş). Ankara: İmge Kitabevi.

DSÇD (2008), Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi, 2008/56/EC.

Firidin, E., (2015), Su Sorununun, Su Hakkı ve Su Etiği Çerçevesinde Değerlendirilmesi Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. 7(2). 43-55.

Groenfeldt D., (2019), Water Ethics A Values Approach to Solving the Water Crisis, Abingdon, Oxon ; New York, NY : Routledge is an imprint of the Taylor & Francis Group, an Informa Business, 2019, ISBN: 978-0-8153-9201-9 (hbk).

Hardin, Garrett (2003), Orta Malların Trajedisi (Çev. Yusuf Şahin), Cilt. 2, Sayı. 1, Liberte Yayınları, Ankara.     

İğci, T., Çobanoğlu, N. (2019), İklim Değişikliğinin ve İklim Değişikliğiyle İlgili Küresel Anlaşmaların Çevre Etiği Bakımından Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi.

Kırkpınar Özsoy N., Çini P., (2020), Antroposentrik Küresel Çevre Politikalarının Ekosentrik Çevre Etiği Görüşü Çerçevesinde Değerlendirilmesi, Alternatif Politika, 2020, 12 (1): 20-49.

Olgun, E., Çobanoğlu, N. (2012), Türkiye Su Politikalarının Biyoetik Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3(2), ss.

Özdemir, E., Çobanoğlu, N. (2018), Çevre Etiği Açısından Ormancılık Etiği, The Journal of Social Science , vol.5, no.20, pp.428-442, 2018.   

Polat-Beken, S.Ç, V. Tüfekçi, B. Sözer, E. Yıldız, M. Mantıkçı, H. Atabay, F. Telli-Karakoç, S. Hocaoğlu, D. Ediger, L.Tolun, A. Olgun, (2011), Deniz Ortamında Musilaj/mukus Oluşumunu Denetleyen Faktörlerin Laboratuar Koşullarında İncelenmesi, TÜBİTAK 1001 Projesi, Proje no: 108Y083, Proje raporları, Ankara.  

SÇD (2000), Su Çerçeve Direktifi, 2000/60/EC.

Tan, İ., (2021). Marmara denizi körfezlerinin baskı – etki durumu ve ötrofikasyon açısından değerlendirilmesi, Aquatic Research, 4(2), 169-180.

Tan, İ., Polat Beken, Ç.S., Öncel, S. (2017). Pressure Impact Analysis of The Coastal Waters of Marmara Sea. Frese-nius Environmental Bulletin, 26(4), 2689-2699.

Taş, S., Kus, D. And Yilmaz, I. N., (2020). Temporal variations in phytoplankton composition in the northeastern Sea of Marmara: potentially toxic species and mucilage event. Mediterranean Marine Science, 21(3), 668-683.

Tutak B., Beken P. Ç, Ediger D., Hüsrevoğlu S., Atabay H., Tan İ., Tolun L., Tüfekçi V., Avaz G. (2011). “Marmara Denizi ve Boğazlarda Bütünleşik Kirlilik İzleme Çalışması (BKİP)”, Rapor No: 5118707, TÜBİTAK Marmara Araş-tırma Merkezi, Gebze, Kocaeli.

Yücel M., Salihoğlu B., Kalkan Tezcan E., Mantıkçı M., Haznedaroğlu B., Örek H., Ak Örek Y., Yenigün O., (2021) Deniz salyası: Denizin ‘organik başkaldırısı’ https://sarkac.org/2021/05/deniz-salyasi-nedir/# Erişim 25.06.2021.

https://marmarahepimizin.csb.gov.tr/ Erişim: 25.06.2021.

Sıfır Atık Mavi, https://webdosya.csb.gov.tr/db/cygm/icerikler/samav-klvz-20200911140900.pdf, Erişim: 25.06.2021.

 

 


ÇEVRESEL GÜVENLİK VE BİYOETİK - BİYOPOLİTİKALAR AÇISINDAN MARMARA DENİZİ MÜSİLAJ KİRLİLİĞİ