Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Haziran,

TARGET, Tarım ve Gıda Etiği Derneği tarafından 17 Haziran 2021 günü Türk – Alman Tarım ve Gıda Etiği Buluşması başlığıyla yapılan etkinlikte oturum başkanlığını yaptığım bölümde, iklim değişikliklerinin tarımsal etkileri, dünyada ve Türkiyede ekonomik, sosyal, çevresel, etik yönleriyle değerlendirilmiştir. Münih Teknik Üniversitesi’nden Prof.Dr. Johannes Sauer ve Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlkay Dellal Türkiye, Almanya  ve dünyamızda iklim değişikliklerinin tarımsal etkileri konusunda yapılan araştırmalardan örneklerle, durumu belirleyerek, gelecekteki tarımsal politikalar için acil eylem planları önerisinde bulundular.  Paris iklim anlaşması ile bu konuda ülkelerin, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)nin önerileri ve BM sürdürülebilirlik amaçlarına uygun yeni politikalar oluşturması beklenmektedir. Ülkemizdeki durumun fotoğrafı niteliğinde TÜSİAD (2020) raporu, bu konuda önemli bir temel kaynaktır.

Son yıllarda, küresel olarak sıcaklık dalgaları, kuraklıklar, orman yangınları, seller, kasırgalar ve siklonlar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve yoğunluğu artmaktadır. Ortalama sıcaklıklardaki artış belirgin noktalara ulaşmış olup Temmuz 2019 küresel olarak son yüzyılın en sıcak ayı olarak kayıtlara geçmiştir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)nin son raporunda sıcaklık artışlarının 2050 yılı için 2,5-3°C civarında olacağı, yüzyıl sonunda ise artışların 6°Cyi bulacağı öngörülmektedir. Günümüzde 1°Clik sıcaklık artışının yarattığı gözlenen etkilerin bu derece büyük olduğu dikkate alındığında, 6°Clik sıcaklık artışının yaratacağı ekonomik, sosyal ve çevresel riskler, iklim değişikliğini insanlık tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri olarak nitelemektedir.

İklim değişikliğine bağlı olarak “Gıda Güvencesi” (ve güvencesizliği) ve “Gıda Güvenliği” kavramları da detaylı olarak tartışılması gereken konulardır. Gıda Güvencesi” temel olarak Sağlıklı ve faal bir yaşam sürdürebilmek için, herkesin her an ekonomik ve fiziki açıdan yeterli, güvenli ve sağlıklı gıdaya sürekli ulaşabilmesi”, gıda güvencesi için en anlaşılır ve yalın tanım olarak verilebilir. Gıda Güvenliği” ise gıda kaynaklı hastalıklara neden olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal ve tüm kasıtsız saldırıları/ etmenleri önleyecek şekilde gıdaların işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye sunulmasını tanımlayan bilimsel bir sistem döngüsüdür (Kıymaz ve Şahinöz, 2010)

İklim değişikliği sektörel seviyede dünya ve Türkiye tarımını doğrudan etkileyen ve giderek büyüyen bir risk ve kırılganlık kaynağı olmaktadır. Bu çerçevede, tarımsal ürün arzının sürdürülebilir kılınması için iklim değişikliğinin gözlenen ve öngörülen etkilerine yönelik orta ve uzun vadeli (2030 ve 2050) tarım politikalarının belirlenmesi gerekmektedir

Artan sıcaklıklar ve azalan yağış miktarları: IPCCnin temsili karbon senaryoları baz alındığında, 1970-2000 referans dönemine göre 2070-2100 dönemi için Türkiye'nin ortalama sıcaklığında 3°C ile 7°C arasında değişen artışlar tahmin edilmektedir. Sıcaklık artışının, sıcak mevsimlerde soğuk mevsimlere göre daha yüksek olacağı beklenmektedir. Günümüz eğilimlerine göre gerçekleşmesi yüksek olasılıklı senaryoya göre yaz sıcaklıklarının 4,5°C, kış sıcaklıklarının ise 3,5°C daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir. Daha karamsar senaryoya göre, yaz aylarında 7°Cye varan ve kışın 4,5°C seviyesine çıkması beklenen artışlar öngörülmektedir. Bölgesel iklim modeli sonuçlarına göre, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Batı ve Güney bölgelerinde yağışlarda belirgin bir düşüş beklenirken, ılımlı bir orta enlem ikliminin hüküm sürdüğü Karadeniz Bölgesi'nde yağışların artması beklenmektedir. Artan sıcaklık ve azalan yağış nedeniyle, kuraklık olaylarının şiddet, sıklık ve süresinde bir artış beklenmektedir.

Dünya genelinde azalan tahıl verimliliği ve gıdaya erişim güvensizliği: Dünya gıda arz güvenliği açısından çok önemli olan tahıl ürünlerinde yapılan çalışmalar, küresel ortalama sıcaklıktaki her bir santigrat derece artışın, küresel ortalama arazi verimlerini buğdayda %6, mısırda %7,4, pirinçte %3,2 ve soya fasulyesinde %3,1 azaltacağını öngörmektedir. Model sonuçları 3°Clik sıcaklık artışı için 2050 yılı civarında %25-50 seviyesinde verim kaybı öngörmektedir. Bununla birlikte, tahıllarda yıllık verim değişkenliğinin de artacağı öngörülmektedir.

Gıda fiyat artışları ve artan yoksulluk: İklim modellerinin sonuçlarına dayanılarak yapılan ekonomik modeller, iklim değişikliğinin yaratacağı fiyat artışlarının ürün bazında %84’ü bulacağını tahmin etmektedir. Gıda fiyatlarındaki artışlar, iklim stresinin yokluğunda bile hem kırsal hem kentsel alanda önemli ölçüde yoksullaştırıcı etkiler yaratmakta ve yerel düzeyde gıdaya erişimde güvensizliğine neden olmaktadır. Gıda harcamaları yoksul hanelerin en önemli harcama kalemi olduğu için, gıda fiyatlarındaki artış yoksul haneleri daha da yoksullaştırmaktadır.

İklim değişikliğinin Türkiye tarım sektörlerine etki kanalları: Türkiye içinde bulunduğu coğrafya, hem ortalama sıcaklık artışı ve genel olarak ortalama yağış miktarlarının azalışı hem de kuraklık ve sıcak dalgası gibi aşırı iklim olaylarının artacak olması nedeniyle iklim değişikliğinin tarım ve bağlantılı gıda sektörlerindeki etkileri açısından dünyanın en hassas ve kırılgan bölgelerinden birindedir. Tarım bitkilerinin fenolojik dönemlerinin değişimiyle birlikte gelişim evrimlerinde, iklim değişikliği önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Verim kayıplarıyla bağlantılı fiyat değişimleri ve ürünler arası kârlılık farklılaşmaları halihazırda ürün deseni değişikliklerine neden olmaktadır.

Makro seviyede ürün deseni değişimleri: İklim etkilerinin son 25 senede (1991-2015) tahıllarda ürün desenini nasıl etkilediği incelendiğinde iklim değişikliği nedeniyle buğday üretim bölgelerinde güneşlenme süresi uzamalarının buğday ekim alanlarında daralma etkisi yaratarak diğer ürünlere kayma etkisi yarattığı gözlemlenmektedir. Yağış miktarında azalmanın mısır ekim alanı üzerinde daralma etkisi yaptığı, sıcaklık artışlarının arpa alanını daraltma etkisi yaratırken nem artışlarının ayçiçeği alanının genişleme etkisi yaptığı gözlemlenmiştir. İklim değişikliği etkisi altında bölgesel seviyede bu etkilerin giderek artacağı öngörülmektedir. Sonuç olarak ise, verim değişkenliğinin artıracağı fiyat riskleri desen kaymalarına neden olabilecektir.

Ekonomik kayıplar: Ürün seviyesinde yapılan çalışmaları iklim etkilerinin yarattığı verim azalmaları nedeniyle üretim miktarının buğdayda %8, arpada %2, mısırda %9 ve ayçiçeğinde %13 oranında azalacağı tahmin etmiştir. Benzer şekilde, genel olarak Türkiyenin daha kurak bir bölge haline geleceği öngörüsüne dayalı bitki su modeli çalışmaları, bölgesel seviyede iklim değişikliği sonucunda meydana gelmesi beklenen verim kayıplarının farklı ürün gruplarında ortalama %10 civarında olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bitki-su modelinin ve hesaplanabilir genel denge modeli sonuçları iyimser iklim değişikliği senaryoları dahi tarımsal ekonomide gözlemlenecek ekonomik kayıpların %10 civarında olduğunu göstermektedir.

İklim değişikliğinden etkilenen ve uyum sağlamaya çalışan çiftçiler: Türkiye genelinde 700 çiftçiyle yapılan anket çalışmasında görüşülen çiftçilerin %97si yaşadıkları iklim olaylarından dolayı hasat ve verimde düşüklük yaşadıklarını belirtmiştir. Bu çiftçilerin yaklaşık %90’ı olumsuz iklim etkilerini azaltmaya yönelik herhangi bir mali destek ya da tematik eğitim almadıklarını bildirmişlerdir. Çiftçilerin %87sinin iklim değişikliği etkilerine uyum yönünde kendi çabalarıyla önemli adımlar attığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar ışığında ekonometrik yöntemlerle yapılan analiz, çiftçilerin uyum yönünde yaptıkları çalışmalarının sağladığı verim kazanımlarının uyum yapmama durumuna göre yaklaşık %30lara vardığını göstermektedir.

Uluslararası ticarette artan riskler: Bu çalışmada buğday özelinde kurulan bir stokastik genel denge modeli ile Türkiyenin iklimle bağlantılı temel gıda arz risklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ek olarak, Türkiyenin küresel seviyede rekabetçi olduğu ve tarım ekonomisi için önemli olan ürünlerden fındık, üzüm ve kayısıda ürün bazlı iklim etkisi analizi yapılmıştır. Yapılan analizlerle temel besin ürünlerinde ithalata dayalı arz ve kuru meyvelerde ihracat geliri risklerinin giderek arttığı gözlenmiştir.

Buğdayda uluslararası ve ulusal şokların etkisi: Bu çalışmada, son 50 yılda (1963-2012) gözlenen verim değişkenliği eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan arz riskleri de incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye-dışı üreticilerde olabilecek verim şoklarının Türkiyedeki olumsuz refah etkisinin 2012 baz yılına göre en fazla 623 milyon dolar olacağı tahmin edilmiştir. Başka bir senaryoda sadece Türkiyede ulusal üretimde yaşanabilecek verim şoklarının refah etkisi ele alınmış ve bunun bir önceki senaryoya göre % 42 daha yüksek olduğu görülmüştür. Türkiye önemli seviyede buğday üreten bir ülke olduğu ve dünya verim şokları farklı üretici ülkelerce emildiği için, Türkiyede ulusal çapta olan verim şoklarının riski dünyada olacak şokların risklerinden daha yüksek bir olumsuz refah etkisi yaratmaktadır.

Buğday ticaretinde iklim değişikliği ile artacak riskler: Bu çalışma, iklim değişikliğine bağlı verim değişkenliğinin %50 artması durumunda tüm dünyada olacak verim şoklarının Türkiyede var olan şokların yaratacağı olumsuz refah etkisi üzerine %125lik bir ek olumsuz etki getireceğini göstermektedir. Yani, iklim değişikliğinin verimsel değişkenlik üzerinde yaratacağı etki Türkiyenin maruz kalacağı riskleri çok önemli bir seviyede artırmaktadır. Orantısal olarak en büyük olumsuz etkilerin Mısır, İran, İtalya ve Türkiye gibi buğday tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Türkiye aynı zamanda buğdayda önemli ticaret partnerleri olan Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkeler tarafından uygulanabilecek ihracat sınırlamaları üzerinden de önemli risklere maruzdur. Bu politika risklerinin daha önce 2007-2011 yılları arasında görüldüğü gibi, iklim değişikliği etkisiyle daha da artacağı tahmin edilmektedir.

İklim değişikliği ihracat etkileri: İklim değişikliği Türkiyenin küresel seviyede rekabetçi olduğu ürünleri de doğrudan etkileyecektir. Önemli bir kısmı çok yıllık bitkilerden oluşan ihracat ürünlerinin genellikle belli bölgelerde yoğunlaşması iklimle bağlantılı riskleri artırmaktadır Bu çerçevede bu raporda fındık, üzüm ve kayısı ürünleri özelinde yapılan analizle bölgesel üretim ve ihracat geliri riskleri analiz edilmiştir.

Fındık: 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki fındık verimliliği değişimini öngören modelleme sonuçları coğrafi konuma bağlı olarak önemli farklılıklar göstermektedir. Resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla sonuçta verim kayıplarının %10 civarında olabileceği öngörülmektedir. Azalışların büyük çoğunluğunun fındık üretimi açısından en önemli bölge olan Doğu Karadeniz Bölgesinde olacağı öngörülmektedir. Orta Karadeniz, Batı Karadeniz ve Doğu Marmara Bölgelerine nazaran verimin zaten daha düşük olduğu Doğu Karadeniz Bölgesinde yakın ve orta vadede iklim değişikliğinin de etkisiyle özellikle kaliteli fındık veriminin daha da düşeceği tahmin edilmektedir.

Kayısı: İklim değişikliğinin kayısı yetiştiriciliğinin merkezi sayılan Malatyada ağaç veriminde oldukça olumsuz etkiye neden olacağı öngörülmektedir. Resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve rapor eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla, sonuç olarak bölgede kayısı veriminin yakın ve orta gelecekte %40lara varabilecek oranlarda azalacağı öngörülmektedir.

Üzüm: 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki üzüm verimliliği değişimini öngören modelleme sonuçları üzüm yetiştiriciliğinde en önemli bölge olan Ege Bölgesinde en fazla yetişen üzüm türlerinde verimin ağırlıklı olarak %20lere varan oranlarda azalacağı tahmin edilmektedir.

Politika önerileri:

Tarım sektöründe iklim değişikliği mücadelesine yönelik geliştirilecek ülke geneline yönelik planların öncelikle çok boyutlu şekilde tasarlanması gerekmektedir. İklim değişikliği etkilerine yönelik geliştirilecek politikaların ve sektörde yapılacak iyileştirmelerin temelinde bilimsel araştırmalar olmak durumundadır. Yapılan bilimsel çalışmalar ışığında geliştirecek planlar, doğal varlıkların sürdürülebilirliğini, makro ve mikro seviyedeki iklim etkilerini, kırılganlıkları ve riskleri çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla ele almalıdır. İklim değişikliği etkilerinin yoğunluğu, bu etkilerin görece önemi ve atılacak adımların önceliğinin farklı olması hem yerel hem de ulusal seviyede çeşitlendirilmiş politika araçları gerektirmektedir. Bu boyutlara dikkat edilerek hazırlanmış planlar, Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile de uyumlu hale getirilmelidir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)nin son raporunda 2050 için sıcaklık artışlarının 2.5-3°C civarında olacağı, yüzyıl sonunda ise artışların 6°Cyi bulacağı öngörülmektedir. 1°Clik sıcaklık artışlarının yarattığı gözlemlenen etkilerin bu derece büyük olduğu dikkate alındığında, 6 °Clik sıcaklık artışların yarattığı ekonomik, sosyal ve çevresel riskler, iklim değişikliğini insanlık tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri olarak nitelemektedir.

Bu çerçevede, iklim değişikliği ile mücadele alanındaki Paris Anlaşması uyarınca ülkeler küresel ısınmayı sanayi öncesi dönemdeki seviyelerin 2 °C altında tutma ve sıcaklık artışını da 1.5 °C kadar sınırlandırma hedeflerine yönelik taahhütte bulunmuşlardır.

İklim değişikliği ve bağlantılı hedefler aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının içinde yer almaktadır. Ancak, iklim değişikliğinin temel sebebi olan sera gazı salımları artmaya devam etmekte olup Paris Anlaşması hedeflerine belirlenen zaman diliminde ulaşılma olasılığı çok düşüktür.

Hem sorunun temel nedeni ve tetikleyicisi olan sera gazlarının çok hızlı bir şekilde azaltılması hem de iklim değişikliği etkilerinin yarattığı risklerin yönetilerek bu etkilere uyum sağlanması gerekmektedir. Salınan sera gazları atmosfere biriktiği ve bunların yaklaşık %30-40’ı 1000 yıldan fazla atmosferde kaldığı için, sera gazı salımlarında radikal azaltım adımları atılsa dahi iklim değişikliği sorunu önümüzdeki yüzyılda etkisini sürdürmeye devam edecektir. Bu nedenle gözlemlenen ve öngörülen etkilerin toplumlarda, sektörlerde ve eko-sistemlerde yarattığı kırılganlıkları azaltmak ve bu etkilere uyum sağlamak gerekmektedir. Sorunun kontrol altına alınması seviyesinde enerji, endüstri, ulaşım ve ormancılık sektörleri ön plana çıkarken, etkiler, kırılganlıklar ve uyum tarafında özellikle tarım ve gıda sektörleri ve ilgili sosyo-ekonomik politika alanları önem kazanmaktadır. İklim değişikliği, sektörler ve kurumlararası kamu yönetimini ilgilendiren, bilimsel temelli ve finansman planlı adımlar atılması gereken bir politika alanı haline gelmiştir.

Dünya ve Türkiye tarımını doğrudan etkileyen iklim değişiklikleri, tarımsal üretim ve dolayısıyla gıda güvencesi açısından giderek büyüyen bir risk ve kırılganlık kaynağı olmaktadır. Bu bağlamda, şimdiki durumun incelenerek, öngörülen farklılaşmalar ışığında, yeni tarımsal üretim planlamalarına yönelik düzenlemeleri içeren politikalar oluşturulmalıdır. Bu politikalarda, atalık tohumların çok temel bir değeri vardır. Geleneksel ve yerel olan bitkilerle yapılan tarımsal üretim, iklim değişikliklerinden en az etkilenen ve en dayanıklı tarımsal üretim biçimidir.  Gıda dağılımında ve tüketiminde küresel eşitsizliklerin, yaşamsal fark yarattığı düşünülürse, konunun politik ve etik boyutunun önemi ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu konuda küresel sorumluluk hisseden lider ülkelerden birisi olarak, ülkemizde gıda güvencesini sağlamanın yanı sıra, küresel politikalar açısından da aktif bir tutumla yönlendirici politik ve etik çerçeveyi çizmelidir.

 

Kaynak; İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ETKİSİ ALTINDA TARIMSAL ÜRÜN ARZININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ,  TÜSİAD Raporu, Yayın No: TÜSİAD-T/2020-03/616, Mart 2020, Ankara

https://www.naehrstoffwende.de/

 https://www.bmel.de/SharedDocs/Downloads/DE/_Ministerium/Beiraete/agrarpolitik/wbae-gutachten-nachhaltige-ernaehrung.pdf;jsessionid=7BF376EBB40169EF63B285A9778D2B75.live841?__blob=publicationFile&v=3

Kıymaz, T., Şahinöz, A. (2010). Dünya ve Türkiye—Gıda Güvencesi Durumu,” Ekonomik Yaklaşım, Cilt 21, Sayı:76, 1-30.


Çevresel Güvenlik Açısından,  İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİNİN TARIMSAL ETKİLERİ