Teknolojik devrim ile diplomasiyi Başkanlık döneminde aktif olarak kullanarak ülkeler ve liderler arasındaki ilişkiye yeni bir boyut katan Donald Trump ABD’de eleştirdiği yerleşik düzen ve Trumpizm olarak da tanımlanan popülist söylemler açısından da farklı bir dönemin kapılarını iyice araladı. İyice araladı diyoruz çünkü hem Avrupa’da hem de Amerika’da bu kapı zaten çoktan açılmıştı.

Trump döneminde ABD daha kendi içine kapanmaya dönük politikalar izledi. Orta Doğu politikalarında ilk olarak Obama döneminde İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildi, anlaşma kapsamında aşama aşama geri çekilen yaptırımların geri geleceğini bildirdi. İran ile düşmanlığı derinleştirirken İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ise ABD – İran ilişkilerini savaşın eşiğine taşıdı.

Trump’ın bir diğer politikası ise Suriye’den asker çekme kararıydı. Ayrıca Fırat’ın doğusunda YPG/PYD’ye verdiği destek ve petrol bölgelerinin kontrolü ile ilgili yetki yine bu dönemde en çok tartışılan konulardan biri oldu.

Bir diğer önemli konu seçim vaatlerinde İsrail’e vereceği desteği açık ve net olarak dile getiren Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliği Kudüs’e taşımasıydı. Akabinde “Yüzyılın Anlaşması” ile Filistin halkını ikinci sınıf vatandaş durumuna sokarken, parçalanmış, ufalanmış toprak parçalarında Filistin halkının ötekileştirilmesi Trump döneminde gerçekleşen diğer bir politikaydı.

Çoklu anlaşmaların içinde yer almaktansa Trump ikili ilişkileri daha çok önceledi. Paris İklim Anlaşması’ndan çekildi, NATO’nun işlevini sorguladı, çok kültürlülüğe, çoğulculuğa karşı politikalar uygularken, Amerikan değerlerinin küreselci bir taarruza maruz kaldığını savundu. Küresel dev şirketleri suçladı, ancak bunu yaparken kendi kişisel serveti bir yana bu sistemin tam da merkezinde bir dönem kendisinin de olduğunu göz ardı etti. Washington’ın yerleşik düzenini zorladı ve çoğu zaman aldığı kararları uygulamak için uygun ortamı bulamadı.

 

Amerikan Siyasetinde Popülizm

Popülizmi anlamadan Amerikan siyasetini analiz etmek eksik olur. Özellikle de son 30 yıl içinde gözlemlenen dalgalanmalardan siyasilerin de etkilenmediğini görmek pek mümkün değil. Trump da 2016 yılından itibaren kendi popülist dalgasını meydana getirirken sistem karşıtlığını hareketlendirerek, ABD içinde zaten var olan siyasi ve ekonomik krizi popülist bir noktaya taşıdı. Ancak Trump’ın yarattığı dalga sadece bununla sınırlı kalmadı, ABD içinde zaten var olan çatlakları derinleştirecek söylemler Amerikan halkının sokağa döküldüğü ve tepki koyduğu eylemlere dönüştü. Anti-elitizm ile başlayan halk iradesinin üstünlüğünü vurgulayan Trump, diğer yandan da çoğulculuk karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslam karşıtlığı, kadınları aşağılayıcı söylemler, din temelli politikalar gibi Amerikan halkının çoğunluğunun çok da kolay benimseyemeyeceği adımlar attı.

Bütün dünyada etkisini gösteren pandemi sürecinin yönetilmesinde Trump’ın bilim insanlarını ve salgını ciddiye almaması, yaşanılan krizi iyi yönetememesi de ayrıca Trump politikalarına seçmenin verdiği reaksiyonda önemli bir etkiye sahip oldu.

Bir diğer göz ardı edilmemesi gereken konu ise Trump’ın komplocu bakış açısı ile kabul etmek istemediği haberlerin doğruluğunu “sahte haber” ilan ederek inkar etmesiydi. Ana akım medya ile sürekli bir tartışma içinde olan Trump sosyal medyayı kullanarak bu engeli aşmayı tercih etti. Bu durum da Trump’ın basit, doğrudan bir dil kullanarak, önemli olayları 280 karaktere sığdırmak uğruna basitleştirmesine neden oldu.

 

Türkiye’nin Dikkat Etmesi Gereken Konular

Türkiye ile özelde yaşanan sorunlar ise Suriye’de YPG/PYD’ye verilen destek, FETÖ üyelerinin iadesi, S-400’lerin kullanılması, Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan’a verilen destek, Halkbank davası, Pastör Andrew Brunson’ın iadesi sürecinde uygulanmak istenen ekonomik yaptırımlar, mektup krizi çerçevesinde ele alınabilir. Bu sorunların bir kısmı kriz haline gelmiş, bir kısmı ise ileride kriz haline gelecek şekilde dondurulmuştur. Dikkatli olunması gereken konulara bir de ABD’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Peşmerge güçlerine 250 milyon dolarlık destek kararı kapsamında 2 ay içinde ikinci kez zırhlı araç ve teçhizat yardımında bulunmasını, Sincar Anlaşmasını ve Şam’da gerçekleşen Uluslararası Mülteci Konferansı’nı da eklemek önem taşımaktadır.

 

Seçim sonuçlarına göre 20 Ocak tarihinde Başkanlık görevini devralması beklenen Joe Biden döneminde izlenecek politikaları öngörebilmek için açıklayacağı ulusal güvenlik stratejisini ve oluşturduğu ekibi iyi analiz etmek öncelikler arasında olmalı.

Biden, her ne kadar seçim vaatleri ve seçim sonrasında yaptığı konuşmada birleştirici mesajlar verse ve Amerikan değerlerinin yeniden inşa sürecinden olumlu olarak söz etse de bunun dünyaya etkileri Amerika’nın iç kamuoyunda görülecek birleşmeden daha farklı etkilere neden olacaktır.

İlişkileri yeniden inşa etmesi beklenen Biden’ın, küresel güçlerin bölgesel aktörlerin varlığından duyduğu rahatsızlığı destekleyecek bir takım dengeleyici adımlar atabileceği öngörülebilir. Kendi bölgelerinde güçlenen ve lider konumuna gelen ülkeler yerine, bölgelere müdahale kapısını açık bırakacak, ABD’nin uzlaştırmacı rolünü devam ettirecek çekişme ve çatışma ortamları yaratacak bir düzeni desteklemesi ön görülebilir.

Türkiye açısından var olan krizlerin takibinin yanı sıra, Biden ve Harris başta olmak üzere tüm danışmanlarının teker teker incelenmesi izlenecek politikalara ışık tutması açısından çok önemlidir. Bu isimlerden biri de Michael Carpender. Carpender Biden’ın diplomasi danışmanı, Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalarda özellikle ellerindeki kozlara dikkat çekmesi ve Türkiye ile ilgili sorunlarda ABD ve AB’nin birlikte politikalar geliştirmesi gerektiğine vurgu yapması ve “ekonomisini çökertmek” gibi söylemlerde bulunması Türkiye açısından özellikle Biden ile birlikte çalışacak isimlerin teker teker incelenmesi ile ilgili önemi bir kez daha gün yüzüne çıkartıyor.

Bir etki alanı yaratmak için muhataplarınızı en ince ayrıntısına kadar tanımanız, duygusal, fiziksel, ideolojik, kültürel, eğitim geçmişi, kökenleri gibi birçok faktörü mercek altına almanız gerekir ki oluşturacağınız stratejiler doğru sonuçlar versin. Tabii ki bunu yaparken en başa koyulması gereken şey Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal çıkarları, egemenlik alanları ve çok kutuplu yeni dünya düzeninde kendini nereye konumlandırmak istediği olacaktır. Çünkü unutulmamalıdır ki başkanlar değiştiğinde hedefler değişmez, sadece hedeflere varılacak yollar değişir.

 

BAŞKANLAR ÜSTÜ AMERİKAN POLİTİKASI Donald Trump Dönemi