Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mayıs,

Nisan ayının sonuna doğru ünlü İngiliz haber ajansı Reuters, Slovenya Başbakanı Janez Jansa tarafından AB Konseyi Başkanı Charles Michel’e bir rapor gönderildiğini yazdı. “Batı Balkanlar -Bir Adım Daha İleri” başlığını taşıyan raporda Bosna Hersek devletinin 1995 yılında Dayton anlaşması ile kurulan yapısının ortadan kaldırılması, Bosna Sırp Cumhuriyetinin Sırbistan ile birleşmesi, Boşnak Hırvat Federasyonu içerisindeki Hırvat bölgesinin Hırvatistan’a katılması görüşü savunuluyordu. Raporda ayrıca Kosova ve Arnavutluk’un birleşmesinin Balkanlara istikrar getireceği ifade ediliyordu. Beklendiği gibi rapor Batı Balkanlarda büyük yankı uyandırdı. Hırvatistan Cumhurbaşkanı eleştiriler karşısında Bosna Hersek’e sahip çıkan açıklama yapmak zorunda kaldı. Başbakan tarafından gönderildiği öne sürülen belgeyi kendisinin görmediğini, ülkesinin Bosna Hersek’in parçalanması değil, tam tersine mevcut coğrafi sınırlar içerisinde AB’ye katılmasını savunduğunu söyledi.

Bosnalı Sırpların lideri Milan Dodik ise raporu sevinçle karşıladı. Dodik, Bosna Sırp Parlamentosunda yaptığı konuşmada Balkanların sınırları konusunda son sözü Bosna Sırp halkının söylemesi gerektiğini öne sürdü. Bosnalı Sırpların Saraybosna’ya veya Belgrad’a bağlanma seçenekleri arasında tercih kullanmalarını en doğal hakları olduğunu iddia etti. AB Konseyi Başkanı Charles Michel bu konuda sessiz kalmayı tercih ederken Saraybosna’da çeşitli siyasiler ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan açıklamalarda Büyük Sırbistan hayalinin yeniden hortlatılmasının Balkanlara barış ve istikrar getirmeyeceği ifade edildi.

Sırp milliyetçiliğinin ideolojik yapısı

Sırp Milliyetçiliği irredentist/ yayılmacı bir karakter taşımaktadır. Sırp milliyetçiliğinin temelinde “seçilmiş halk”, “kutsal topraklar”, “Anavatan Kosova”, “düşmanlarla ezeli mücadele” gibi anlayışların yanı sıra ideolojik, dini, psişik, patolojik faktörler yer almaktadır. Sırpların asla köleliği kabul etmedikleri ve kendilerini davaya adadıkları şeklindeki efsane yeni nesile aktarılmaktadır. Sırplar, ölümlü dünyadan vazgeçerek Kosova ovasında, Osmanlı ve İslam dinine karşı verdikleri mücadele sayesinde “gök milleti” olmayı hak etmişlerdir. Sırp milliyetçiliği, Sırpların Tanrı tarafından seçilmiş üstün millet olduğu görüşünü esas almaktadır. Bu kabulün doğal bir sonucu olarak da kendi ülküleri uğruna yapacakları her şeyin normal olduğunu öne sürmektedirler. Hatta bu daha da ileri giderek Avrupa’da Osmanlı’ya karşı ilk defa savaşan ve savaşı kazananın kendileri olduğunu iddia etmişlerdir. Sırp milliyetçiliği, eski Yugoslavya coğrafyasında nerede bir Sırp yaşıyorsa orası Sırbistan içerisinde olmalı görüşüne dayanan yayılmacı bir yapıya sahiptir.

Esasen Sırp-Hırvat-Sloven Krallığının, 1939’da Alman ve İtalyan işgaline kadar geçen siyasi hayatı Sırp tahakkümü altında geçmiştir. Sırplar, diğer halklar ve etnik grupları baskı altında tutmuşlardır. Devletin adı 1929 yılında Yugoslavya (Güney Slavların Ülkesi) olarak değiştirilmiş olmasına karşılık, Sırp baskısında bir değişiklik olmamıştır. 1946’da kurulan Sosyalist Yugoslavya içerisinde ise Sırplar kontrol altına alınmış, Sırbistan 6 federe Cumhuriyetten biri olmuştur. Ancak Tito’nun 1980 yılında ölümünün ardından Sırp milliyetçiliği yeniden güçlenmiş ve bu durum diğer halkları tedirgin etmiştir. Özellikle Slobodan Miloseviç’in federe Sırbistan Devletinin başkanı seçilmesi bir dönüm noktası oluşturmuştur. Miloseviç, 1989 yılında tek yönle bir kararla Kosova ve Voyvodina bölgelerinin özerk statülerini ortadan kaldırmış, bu durum da parçalanmaya giden süreci tetiklemiştir.

Federal anayasaya aykırı olmasına rağmen bu karar, başka ihlallerin kapısını aralamış, 1990’lı yıllarda Yugoslavya’da çok partili hayata geçilmiştir. Yeni kurulan ve milliyetçi ideolojiyi benimseyen siyasal partiler güçlenirken Sırbistan’da Sırp milliyetçiliği federe Cumhuriyetin resmi ideolojisi haline gelmiştir. Çok partili hayata geçişin ardından yapılan seçimlerde Yugoslavya genelinde ayrılıkçı ve tahakkümcü milliyetçi eğilimler iktidara gelmişlerdir.

Yugoslavya’nın parçalanmasını Sırp Milliyetçiliği tetikledi

Sırp egemenliğinden tedirgin olan Yugoslavya’nın Katolik Cumhuriyetleri olan Hırvatistan ve Slovenya, 15 Temmuz 1991’de eş zamanlı olarak bağımsızlık ilan ettiler. Bu kararın ardından başlayan Sırp-Hırvat çatışması 6 ay sürdü. 1992 Ocak ayında Avrupa Birliği’nin devreye girmesiyle Brioni’de ateşkes anlaşması imzalandı ve silahlar sustu. Hırvatistan ve Slovenya’nın federasyondan ayrıldığı koşullarda içeride kalan Makedonya ve Bosna Hersek Cumhuriyetleri zor bir seçimle karşı karşıya kalmışlardı. Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlığı, Almanya ve AB himayesi altında mümkün olmuştu. Bosna Hersek’te Boşnakların dışında kayda değer oranda Sırp ve Hırvat yaşıyordu. Sırp milliyetçileri Makedonya’yı Güney Sırbistan olarak tanımlıyorlardı. Tahakkümcü Sırp milliyetçiliğinden duyulan endişe nedeniyle 1991 Kasım ayında Makedonya ve 1992 baharında ise Bosna Hersek Sırp bağımsızlık ilan etti.

Sırp milliyetçiliğinin ideoloğu olan ve bu konuda doktora tezi yazan Vojislav Şeşelj, Sırpların yaşadıkları yerleri terk edip Sırbistan’a göç etmesini yanlış buluyordu. Nerede bir Sırp yaşıyorsa orası Sırbistan idi. Eninde sonunda Sırbistan doğal sınırları içerisine alacak şekilde genişleyecekti. 1991 Kasım ayında Makedonya parlamentosu da bağımsızlık kararı aldığında Miloseviç bu müdahaleye cesaret edemedi. ABD yönetimi Makedonya’ya çatışma önleme gücü adı altında 2 bin deniz piyadesi yerleştirmişti. Sırp milliyetçiliğinden duyulan endişe nedeniyle Slovenya, Hırvatistan ve Makedonya, federasyondan ayrılmıştı. Bosna Hersek yönetimi bu koşullarda Yugoslavya içerisinde kalması halinde daha fazla baskı göreceği değerlendirmesi yaparak 1992 Mart ayında bağımsızlık oylaması için Saraybosna’da toplandı. Bosnalı Sırpların protesto ettiği toplantıda Hırvat ve Boşnak delegelerin ortak kararıyla bağımsızlık ilan edildi.

Bu kararın ardından Bosnalı Sırpların ve Sırbistan’ın saldırısı ile başlayan çatışmalar, üç buçuk yıl sürdü. Savaşın ilk döneminde Bosnalı Hırvatlar da Hersek bölgesinin Hırvatistan’a katılması için çatışmalara dahil olmuştu. Avrupa’nın ortasında Sırp milliyetçiliğinin tahrik ettiği saldırılara diplomatik çözüm arayışlarından bir netice çıkmadı. BM ve AB adına arabuluculuk görevi yürüten Cyrus Vance ve Lord Owen’in diplomatik arayışları sonuç vermeyince ABD doğrudan devreye girerek tarafları uzlaşmaya zorladı.

1995 Kasım ayında çatışmalara son veren ve yeni devletin temel yapısını belirleyen Dayton Barış anlaşması imzalandı. Bosna Hersek’de anlaşma ile öngörülen siyasi yapıyı desteklemek ve istikrar sağlamak için 60 bin kişiden oluşan BM barış gücü görevlendirildi. Bosna Hersek Devleti, eşit oy hakkına sahip iki birimden oluşuyordu. İlki Bosna Sırp Cumhuriyeti, ikincisi Boşnak Hırvat Federasyonu adını taşıyordu. Kuşkusuz eski Yugoslavya’nın parçalanmasının tek sorumlusu büyük Sırbistan hayali peşinde koşan Sırp milliyetçiliği değil. Federasyonun doğrudan veya dolaylı biçimde dağılmasını etkileyen başka faktörler de var. Ama bu durum Sırp milliyetçiliğinin temel tetikleyici işlev gördüğü gerçeğini değiştirmemektedir.

AB’nin yumuşak gücü Sırp milliyetçiliğini ehil hale getirdi

İrredentist ve hegemonyacı karakter taşıyan Sırp milliyetçiliğinin büyük Sırbistan hayali 1990’ların başında Yugoslavya’nın dağılmasına, 2000’li yılların başında ise Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına neden olmuştur. Dünyadan tecrit olan ve ekonomik bakımdan büyük sıkıntı yaşayan Sırbistan’ın Batı ile ilişkilerinde ilerleme ancak Miloseviç sonrası dönemde mümkün oldu. Belgrad yönetiminin BM Güvenlik Konseyi kararı ile kurulan Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi ile işbirliğine gitmesi ve tanınma olmamasına rağmen Kosova Devleti ile sınır anlaşması yapması, AB-Sırbistan ilişkilerini tam üyelik hedefine yönelmesine kapı araladı. 2009 yılında tam üyelik başvurusunda bulunan Sırbistan ile katılım müzakereleri 2014 yılında başladı. Komisyonu tarafından hazırlanan bir rapora göre, Sırbistan’ın 2024 yılında AB’ye katılması öngörülmekte.

Sırbistan dışında Sırpların en yoğun bulundukları yerler Bosna Hersek ve Hırvatistan. Dayton antlaşmasının ardından Hırvatistan’da bulunan Sırpların büyük bölümü Franjo Tudjman tarafından sürülüp çıkarılmıştı. Bosna Hersek’te yaşayan Sırplar ise Dayton Antlaşması ile kurulan siyasi yapının iki eşit parçasından biri statüsünde. Buna rağmen Bosnalı Sırplar, kendilerini Bosna Hersek devletine ait hissetme yerine günün birinde Sırbistan’a katılma hayali ile yaşadılar. Bosnalı Sırpların lideri Milan Dodik, sık sık AB ile tam üyelik müzakerelerine başlayan Belgrad yönetiminin kendileri ile ilgilenmediğinden yakınmakta. Pek çok konuda yetersiz kalmış olmasına rağmen AB’nin yumuşak gücünün Batı Balkanlarda saldırgan, yayılmacı, irredentist Sırp milliyetçiliğini dizginlediği ve ehlileştirdiği bir vakıa.

Batı Balkanlarda etki ve nüfuz alanı yaratma mücadelesinde AB dışında kalan aktörler Rusya, ABD ve Türkiye olarak sıralanıyor. ABD’nin yakın ilişki içerisinde olduğu ülkeler Kosova, Bosna Hersek ve Makedonya ile sınırlı. Rusya Federasyonu ise Batı Balkanlarda nüfuzunu takviye için hem enerji kaynaklarını, hem Slav bağlantısını kullanıyor. Son dönemde Rus Ortodoks Kilisesinin kendini tüm Ortodoksların merkezi olarak konumlandırması Balkanlarda Rusya nüfuzunun yeni bir aracı olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin 1990’ların başında günümüzü bölge ülkeleri ile ilişkilerinde ise çok önemli merhaleler kat edilmiş durumda. Türkiye günümüzde bir zamanlar ihtilaf halinde bulunduğu Sırbistan ile dahi çok yakın ilişkiler kurmuş durumda.

Tüm bu arka plan bilgilerinin ardından şu soruyu sormak gerekmekte: Batı Balkanlarda Büyük Sırbistan hayalini gündeme getiren esrarengiz el, kimin elidir? AB’nin kronik sorunlar yaşadığı, uluslararası siyasal sistemde büyük değişime neden olabilecek gelişmelerin söz konusu olduğu bir dönemde resmi niteliği bulunmadığı ifade edilen bir belgenin Hırvatistan başbakanı tarafından Avrupa Konseyi Başkanına gönderilmesi, Batı Balkanlarda statüko değişikliğinin işaret fişeği olarak değerlendirilebilir mi? Bosna Hersek’in bölünmesi, Büyük Sırbistan, Büyük Hırvatistan projelerini gündeme getiren ve Ahtisaari planına aykırı olmasına rağmen Arnavutluk ile Kosova’nın tek çatı altında toplanmasının öngören belgenin bir şekilde ortaya çıkması spontane bir gelişme midir? Tüm bu soruların cevabını zaman gösterecek.


 


BALKANLARDA BÜYÜK SIRBİSTAN HAYALİ HORTLADI !