Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Aralık,

Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar ile birlikte üzerinde en çok konuşulan üç coğrafi bölgeden biridir. Konuşmaya başlandığında bitmek bilmez, tükenmez. Üzerinde onlarca farklı insan topluluğu yaşar, onlarca devlet kurulmuştur. Bazı kaynaklar Romanya’yı Balkan ülkesi olarak  kabul etmese de gerek coğrafi olarak gerekse yaşanan tarihi olaylar açısından Balkanların tam merkezinde kabul etsek diğerlerine haksızlık etmeyiz.  

Resim 1: Balkanlar Güncel Durum (Kaynak: Wikipedia)

 

Balkan kelimesi köken itibariyle Türkçe bir kelime olup “sarp ve ormanlarla kaplı dağ” anlamında kullanılmaktadır. Dağları, ormanları ve doğası kadar insanı da sarptır. Kolay kolay hükmedilmez, hırçın ve haşindir. Öyle ki yüzyıllardır ne devletler ne imparatorluklar bu bölgeye hükmetmeye çalışsa da son sözü yine kendileri söylemiştir. 

Dünyanın en büyük sınırlarına ulaşma özelliğine sahip olan İskender burada doğmuştur. İskender İmparatorluğu’ndan sonra da gelmiş geçmiş en büyük imparatorluk olma özelliğine sahip Roma bu bölgede imparatorluk olmuştur. Atilla’nın Avrupa Hun Devleti de bu bölgede gelişmiştir. 

Bu imparatorluklar tarihin altın sayfalarında yerlerini alırken, Osmanlı İmparatorluğu bu topraklarda gelişmiş ve üç kıtaya hükmetmiştir. Osmanlıların Edirne Fethi’ni milat alacak olursak yaklaşık beşyüzelli yıl bölgede hâkim olmuşlardır. Bu hâkimiyet kılıç gölgesinde, zorbalığa dayalı bir hakimiyetten ziyade dönemin şartlarına, bölge halkının yapısına ve inançlara saygılı bir hakimiyet olarak kendini göstermiştir. 

Batılı bazı yazarlar Türk Düşmanlığı yüzünden bu süreci Barbarlık olarak nitelese de, Tarihçi Halil İnalcık’ın tespitleri dünya tarafından kabul edilmiş gerçeklerdir. İnalcık’a göre; Osmanlı bölgeye geldiğinde topraklar feodal senyörler arasında bölünmüş ve halk da bu senyörlerin kölesi durumunda idi. Osmanlı’nın gelişi ile senyörlerin hakimiyetinin yerini devlet otoritesi almış ve halk da hukuki statüye kavuşmuştur. Keyfi uygulamalar yerini yazılı kurallar ve düzenli otoriteye bırakmıştır. İnanç özgür bırakılmış, her yer vakıflar marifetiyle inşa edilmeye bağlanmıştır. Öyle ki bu düzen, 1402-1413 yılları arasında Osmanlı Devlet İdaresi’nin olmadığı Fetret Dönemi’nde dahi bozulmadan çalışmaya devam etmiştir.

Osmanlının kurmuş olduğu bu düzen sayesinde bölge halkları huzur içinde yaşamış, başta milliyetleri olmak üzere din, inanç, kültür ve birliklerini koruma fırsatı bulmuşlardır. Onsekizinci yüzyılın ortalarından itibaren, bölge halklarının hiçbir sorunu yokken, büyük güçler olarak tabir edilen emperyalist krallıklar, kendi emelleri için gerek bölge halkını isyana teşvik ederek gerekse savaş yoluyla bölgeye etki etmeye başlamışlardır.   

Resim 2: Balkanların sembolü Mostar Köprüsü. (Kaynak: Yandex)

 

Bölge halkları kendi özgürlükleri hatta devletleri olacak düşüncesiyle isyan etmişler ve emperyalist güçlerle işbirliği yaparak, kendi halklarının huzur ve mutluluğunu hiçe sayarak Osmanlı İdaresini yıkmak için çalışmışlardır. Bu süreç hala süren “kan ve gözyaşı”nın kaynağıdır. Osmanlı Devleti’nin yüzyıllarca farklı din, inanç ve milliyetten olmasına rağmen kendilerine gösterdiği hoşgörüyü, onlar ne başka halklara ne de kendi halklarına gösterememişlerdir. Daha Osmanlıya karşı savaşları devam ederken birbirlerine savaş açmışlardır. 

Osmanlı Devleti bölgeden çekildiğinde başında bir İngiliz Kral’ın olduğu Yunanistan, bir Alman Prens’in olduğu Bulgaristan, ordularının başında Rus komutanların olduğu Romanya ve Sırbistan kurulmuştu. Nispeten Osmanlı dostu olan Arnavutluk’un da emperyalist İtalya kontrolüne girmesi uzun sürmedi. Bölgenin kontrolü büyük güçler arasında sürekli el değiştirmiş ve bölge halkları her daim sefalet içinde yaşamaya devam etmiştir. 

Bölge iki dünya savaşı görmüştür. Birinci Dünya Savaşında Bulgaristan ile Osmanlı Devleti aynı safta savaşmıştır. Savaştan sonra Osmanlı Devleti yerini Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakınca, Yunanistan batılı büyük güçlerin kışkırtması ve Sevr’i uygulatmak için Anadolu’ya asker çıkarsa da çıkardıkları limanlardan, tıpkı hamilleri İngilizler gibi geldikleri gibi gitmişlerdir. Savaş Sonrası dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Atatürk’ün “Balkan Paktı” gibi akılcı politikaları sayesinde bölgeye huzur tekrar hâkim olmuştur.

İlerleyen dönemde İkinci Dünya Savaşı patlak verdi ve bölge devletleri çeşitli bloklarda savaşa girmişlerdir. Savaşa girmeyen tek devlet Türkiye idi. Dünyanın en savaşçı milleti olan Türk Milleti kadar kimse savaşın huzur ve fayda getirmeyeceğini bilemezdi. Daha sonra başlayan “Soğuk Savaş” döneminde Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk Komünist Doğu Bloğuna yakın olurken, Yunanistan Kapitalist Batı Bloğuna yakın durmuştur. Yugoslavya ise önce Doğu Bloğu ile hareket etse de daha sonra Bağlantısızlar Hareketi’nin başını çekmiştir. 

Bölgede düzen ve otorite hâkim olmadığı için halklar arasında kavgalar ve devletler arasında savaşlar aralıklarla devam etmiştir. Sözde medeniyetin ve demokrasinin doğduğu yer olan Yunanistan Kıbrıs’a asker çıkarmış ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni darbe ile yıkmıştır. Bulgaristan’daki insan kıyımı 1989 yılında Türkiye’nin kapılarını açması ile durmuştur. Enver Hoca ve Çavuşesku’nun zulümleri sınırları aşmıştır. Tito’nun ölümü sonrası Yugoslavya’daki savaş bitmemecesine başlamıştır. 

Medeni batı devletlerine dayananlar halklar bağımsızlıklarını kolayca elde etseler de yaşanan mezalime ya ses çıkarmamışlar ya da ortak olmuşlardır. Avrupa’nın orta yerinde, eski Yugoslavya topraklarının dört bir köşesinde, bazıları BM askerlerinin teslim etmesi sonucu “Müslüman” ortak paydasındaki “Boşnak, Arnavut ve Türk” milliyetine mensup halklara yapılan soykırım hala hafızalardadır. 

Yaşananlardan sonra BM ve NATO gibi bölgesel ve küresel güçler bölgeye müdahale etmiş ve akan kanı durdurmaya çalışmıştır. Tüm bunlar yaşanırken Rusya, soykırım yapanlara açık desteğini sürdürmüştür. Çıkarlar bir kez daha evrensel değerlerin önüne geçmiştir. Öyle ki çıkarları çatışan Sırbistan ve Karadağ ilk fırsatta birbirlerinden ayrılmışlar ve birbirlerine yaptırımda bulunmuşlardır.

Resim 3: Kosova’ya NATO Müdahalesi.  (Kaynak: Kommersant)

 

Bölgenin şüphesiz en büyük gücü Türkiye’dir. Osmanlı döneminde olduğu gibi Türkiye, Joseph Nye tarafından tanımlanan, yumuşak güç unsurlarını kullanmıştır ve kullanmaya da devam etmektedir. Bölge halkları arasında ekonomik, sosyal ve politik yolları kullanarak etki etmektedir. Sert güç unsuru olan ve bölgede tartışmasız en büyük askeri güç olan Türk Ordusu bölgede hiçbir zaman herhangi bir olaya, “Barış Gücü” görevleri hariç, müdahil olmamıştır. 

Önümüzdeki süreçte bölgedeki ülkeleri ve gelişmeleri değerlendirecek olursak ortaya şu tablo çıkmaktadır. Romanya sömürge olmadan petrol çıkaran ender ülkelerdendir. Karadeniz ve Tuna Nehri’ne kıyısı vardır. AB ve NATO’ya üyedir. Her dönem coğrafi yapısı değişikliğe uğramıştır. Son dönemde Karadeniz’de meydana gelen değişikliklerin odağındadır. Özellikle ABD ve diğer büyük donanmaların Karadeniz’e savaş gemisi sokması için bu ülke bir üs olarak kullanılmaktadır. Rusya ile batılı güçler arasında meydana gelebilecek bir anlaşmazlıkta çatışmaların orta yerinde kalabilme ihtimali yüksektir. 

Bulgaristan bağımsızlığını elde ettikten sonra, kendi eli ile sürekli bağımlı olmak için girişimlerde bulunmuştur. Gerek komşuluk gerekse uluslararası ilişkilerde istikrara sahip değildir. AB’nin en fakir ülkesidir ama IMF Başkanı bir Bulgar’dır. Son dönemde çeşitli ülkelerin kara ve deniz üslerine ev sahipliği yapmaktadır. Batılı güçlerin Rusya ile aralarında çıkabilecek anlaşmazlıkta Rusya’nın füzelerinin menzili içerisindedir. 

Yunanistan, bazıları tarafından demokrasinin beşiği bazıları tarafından batının haşere çocuğu olarak görülmektedir. Bölgesel istikrarın bozulmasında sürekli başrol oynamaktadır. Kendi çıkarları için bölgedeki devletlerin haklarını çiğnemekte tereddüt etmez. Tarihte yaşananlardan ders almayan yöneticilere sahiptir. Doğu Akdeniz ve Ege’de hukuksuz davranışlarından vazgeçmediği gibi Ege Adalarını silahlandırmakta, topraklarında başka ülkelere üsler açmaktadır. En son Makedonya devletinin adını AB’yi kullanarak değiştirtmiştir. NATO üyesi olmasına rağmen Kıbrıs’da Rusya ile yıllardır işbirliği yapmaktadır. Geçmişte PKK’ya verdiği açık destek ile Müslüman ve Türk azınlığa uyguladığı baskılar hala devam etmektedir.

Arnavutluk bölgedeki gelişmeleri en akılcı şekilde takip eden devlet olarak değerlendirilmektedir. AB üyelik sürecindedir, NATO’ya üyedir. Bölgedeki işbirliğine yönelik bütün girişimlerde bulunmakta olup, hiçbirinde hesapsız risk almamaktadır. Kosova olaylarında dahi çatışmaların dışında kalmayı başarmıştır. Son dönemde çeşitli çevreler tarafından ortaya atılan bölgesel gelişmeleri yakından takip etmekle birlikte kimseyle karşı karşıya gelmemeye dikkat etmektedir. Her zaman Türkiye ile dostane ilişkiler içerisindedir.

Yugoslavya’dan ayrılan ilk devlet olan ve AB’ye giren devlet Slovenya’dır. Katolik nüfusun hâkim olduğu ülke Yugoslavya Savaşından etkilenmemiştir. Bunda en büyük etkinin, elindeki askeri teçhizatı Sırbıstan’a bırakmış olmasının yattığı değerlendirilmektedir. Eski Yugoslavya’nın sanayiinin yüzde elliden fazlası bu ülkede bulunmaktaydı. Bunun yanında tarım olarak da zengin bir ülkedir. NATO üyesi olmasına rağmen, Nisan 2021’de Sloven Başbakan Dayton Anlaşması’nın kaldırılmasını ve Kosova’nın Arnavutluk’a bağlanması ile ilgili rapor hazırlayarak AB’ye sunduğu bilgisine ulaşılmıştır. Soykırım zamanı sessiz kalan hatta teçhizat ve silah desteği veren Slovenya’nın gerçek yüzü yavaş yavaş su üstüne çıkmaktadır. 

Yugoslavya’dan erken ayrılan, savaşa giren, ilk önce Sırplarla hareket eden daha sonra onlara karşı savaşan devlet Hırvatistan’dır. Bosna Hersek’in kurulması için imzacı üç devletten biridir. yerine: Taraf olarak Dayton Anlaşmasını imzalayan üç devletten biridir. AB ve NATO üyesidir. Eski Yugoslavya’nın nerede ise bütün kıyı şeridi Hırvatistan’a aittir. Katolik çoğunluğa sahiptir. Eğitim seviyesi yüksektir. Savaş sonrası dönemde batılı güçlerin korunmasına girerek savaş suçlarından kurtulmaya çalışsa da kurtulamamıştır. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (İCTY) tarafından Bosna Savaşı’na işgalci saldırılarında bulunmaktan ve yerel ayrılıkçı kuvvetleri desteklemekten sorumlu bulunmuştur. Ancak ellerinde masum Bosnalıların kanı vardır. Son dönemde barışçıl politikalar izliyor gibi görünüm vermek istese de üyesi olduğu Avrupa Birliği’nin temel değerlerine karşı davranarak Bosna’nın etnik hatları üzerinde bölünmüş olarak kalması için elinden geleni yapmaktadır. 

Yugoslavya’dan barışçıl yollarla ayrılan belki de tek ülke Makedonya’dır. Büyük İskender’in torunları olarak kabul edilseler de diplomasi ve politika tarihin önüne geçmiştir. AB’ye girmek için adını “Kuzey Makedonya” olarak değiştirmiştir. Yaklaşık olarak iki milyon nüfusa sahip ülkenin yüzde altmışbeşi Makedon’dur. Arnavut ve Türklerin sayısı ve etkisi azımsanmayacak seviyededir. Yugoslavya Savaşı’nda Boşnaklara karşı Sırpların safında yer almamışlardır. NATO’nun otuzuncu ve son üyesi ülkedir. Gerek ülke içinde gerekse uluslararası camiada barışçıl bir ülke görünümünü muhafaza etmektedirler. Türkiye ile ilişkileri iyi seviyededir. 

Balkanlarda kendini en önemli devlet olarak gören Sırbistan, Karadağ’ın ayrılması ile ilk kez kendi başına bir devlet olmuştur. Yüzyıllardır Rusya’nın Avrupa’daki ileri karakolu olarak hayatına devam etmektedir. Tarihin her döneminde bir katliam ile anılmaktadır. Savaşçı bir devletten çok katliamlarla anılan bir devlettir. Rusya tarafından açık olarak desteklenen Sırbistan, sözde Yugoslavya’nın yıkılmasını önlemek için Bosna Hersek ve Kosova başta olmak üzere Müslüman paydasında toplanan Boşnak, Arnavut ve Türklere saldırmış ve soykırım yapmıştır. Sırbistan, yaşanan olaylardan birkaç kişiyi sorumlu tutarak suçu üzerinden atmaya çalışmaktadır. Son dönemdeki Rusya’dan uzaklaşıp batıya yakın politika izlemesinin bilinç altında yatan sebebi budur. İçinde ciddi oranda Türk azınlığı - (bundan emin değilim bildiğim kadarıyla Sırbistan’da Türk azınlığı kalmamıştır) da barındıran Sırbistan son dönemde Türkiye ile ilişkileri geliştirme politikası izlemektedir. Ortodoks çoğunluğa sahip olup AB üyelik sürecindedir.

Resim 4: Yugoslavya Savaşından bir görüntü. (Kaynak: Yandex)

 

Sırbistan’ın en büyük savaş müttefiki Karadağ’dır. 2006 yılında referandum ile ayrılmış ve Sırbistan’ın denize çıkışını kapatmıştır. O dönemde ülke yönetimine gelen batı yanlısı iktidar, ülkeyi NATO’ya sokmuş, AB ile de üyelik sürecinde büyük adımlar atmıştır. Altıyüzbin nüfuslu ülkede Türk azınlık olup, Ortodoks çoğunluk yaşamaktadır. Balkan Savaşlarında Osmanlıya ilk kurşunu atan Karadağlılar, savaşta da aktif rol oynamışlardır. Batıya yanaşmak, savaşta yaşananları unutturmak ile eş anlama geliyor gibi gözükse de yaşananlar tarih kitaplarındaki yerini çoktan almış durumdadır. 

Yönetimi ile dünyada başka bir örneği olmayan, Dayton Anlaşması ile kurulan bir devlettir Bosna Hersek. Yüzde elliden fazlası Boşnak, yüzde otuz civarı Sırp, yüzde onbeş civarı Hırvat ve geri kalanı diğer azınlıklardan oluşan nüfusa sahiptir. Bosna Hersek Federasyonu, Sırp Cumhuriyeti ve tarafsız Brçko Şehrinden oluşan, üç milletli özel bir idare ile yönetilir. Yapı gereği geleceğe yönelik kararlar alınmakta güçlük çekilmektedir. Çözümsüzlük bir çözüm olarak kabul edilmektedir. Bölgede her zaman sorunlu ülke olarak gösterilmekte, her an savaş çıkacakmış gibi hazırlıklar yapılmaktadır. Sırbistan olarak AB sürecinde olarak her türlü adımı atan Sırplar, konu Bosna olunca ilhak hazırlıkları yapmaktadır. BM İnsan Hakları Mahkemesi karar almakta ve kararı onamakta güçlük çekmektedir. Soykırımı yapanlar bir iki kişi değil bir ordu veya devletler topluluğudur. Politika hukukun önüne geçmemelidir. Bosna Hersek de işler daha kötüye gitmeden, bir oldu bitti ye meydan verilmeden gereken düzenlemeler yapılmalıdır.

Kimilerine göre koparılan kimilerine göre kurtarılan, Yugoslavya’dan son ayrılan devlettir Kosova. 1999’da NATO müdahalesi ile olası soykırımın önüne geçilmiş ve 2008 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Çok çabuk dünyanın desteğini kazanmıştır. Balkanlarda Türkler için özel yeri olan ve ilişkilerin hala çok iyi seviyede olduğu bir ülkedir. Yüzde doksanın üzerinde Arnavut’un yaşadığı bir devlettir. Sırpların hala gözünün olduğu, Arnavutlarında birleşme özlemi çektikleri tarihi önemi büyük topraklardır. Uluslararası alanda belli aşama kaydetmiş olup potansiyel NATO ve AB üyeliğine adaydır.

Bölgenin en büyük nüfus, ekonomi ve askeri gücüne sahip ülke şüphesiz Türkiye’dir. Bütün Balkan ülkeleri ile dostane ilişkiler kurmakta, yumuşak güç unsurlarını kullanmaktadır. Gelişmeleri yakından izlemekte, diğerlerinin görünmediği sandıkları hukuksuz eylemleri her zaman kaydetmektedir. Bölgede meydana gelebilecek gerginliklerin ya önüne geçmekte ya da büyümemesi için tedbirler almaktadır. 

Romanya ve Bulgaristan ile NATO ve Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütünde yakın temas halindedir. Gerginlikler büyümemesi için Rusya ile yakın ilişki halindedir. Türkiye üzerinden yapılabilecek herhangi bir çatışmaya varabilecek faaliyetlere müdahil olmamakta, Montrö Boğazlar Sözleşmesine bağlı kalmaktadır.

Ege ve Akdeniz’de Yunanistan’ın her türlü hukuksuz faaliyetine karşı askeri yollara başvurmadan gerekli tedbirleri almakta ve bölgede gerginliği azaltan taraf olmaktadır. Bölge dışı aktörlerin bölgedeki tansiyonu arttırmak istemelerine karşın, devlet aklıyla hareket ederek sorunları doğmadan çözmektedir. Bütün Dünya da gerektiğinde Türkiye’nin askeri gücünü, barışı koruma amaçlı, kullanabileceğini bilmektedir. Çevre denizlerdeki ve üzerindeki haklar “Mavi Vatan ve Gök Vatan” ile tüm dünyaya ilan edilmiştir.

Diğer bölgelerde ise sabırlı bir şekilde bölge halklarının haklarına saygı duyarak, uluslararası hukuka bağlı kalarak dostane faaliyetlerde bulunmaktadır. Bosna Hersek ve Kosova’da Barış Gücü olarak görev yapmakta, düğer ülkelerde de politik, sosyal ve ekonomik faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu yolla son dönemde ortaya çıkan ve batının büyük tepkisini çeken vehhabi veya selefi teşkillerin etkili olmasının önüne geçilmektedir. Bu yapılar saf duygulara sahip gerçek Müslümanların radikalleşmesini sağlamaktır. Büyük güçler bu oluşumları istediği zaman kendi çıkarları uğrunda kullanmakta, istediği zamanda terörist ilan edip müdahale etme hakkı elde etmektedir. Gerek bu tarz oluşumların gerekse bunları kullanan devletlerin önünde en büyük engel güçlü bir Türkiye’dir. Yüzyıllardır olduğu gibi günümüzde de Türkiye barışın sembolü ve güvencesi olarak ön plana çıkmaktadır.   

        

 Resim 5: Türk Barış Gücü (Kaynak: Yandex)

 

 


Balkanlar Üzerine