Azerbaycan, doğu ve batı arasında istikrar merkezi olarak, geçmişten geleceğe yaşattığı özdeğerleriyle güçlenerek, gelişecektir. Karabağ işgaline son verilmesi ve bu toprakların kendi öz vatanına dönüşü sayesinde Azerbaycan’ın askeri, ekonomik, siyasal ve kültürel geçmişindeki birikimiyle çok daha ileriye taşınacağı ve gelecekte sadece kendisi için değil bölgesi içinde önemli bir diyalog ve istikrar merkezi olarak ortaya çıkacağı günlerin başlarına şahit olunduğunu öngörüyoruz. Böyle güçlü bir iddia da bulunmamız için gerekli nedenlerimiz var. Çünkü Azerbaycan yönetiminin dirayetine ve ülkenin tarihinden gelen kültürel, ekonomik ve siyasal birikimine inanıyoruz.

Azerbaycan; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılından bugüne kendisinin öz vatanı olan Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgalini, o günlerden beri en derinden ve üzüntüyle hissetmiştir. O yıllarda kazandığı bağımsızlık süreci; bir taraftan Azerbaycan’da her bir vatandaşının geleceğine dair yeni idealler ve umutlar beslemesine vesile olurken, diğer taraftan yeni kurulan bir devletin Karabağ gibi önemli bir toprağının eksik parçasının başka bir ülkede kalmasının hüznünü hep yaşadığını göstermiştir. Geçmiş otuz yıldan bugüne halkın herhangi bir düğün veya bir bayram coşkusunda bile Karabağ’a ilişkin bir birkaç sözün söylenmediği, anılmadığı ve dolayısıyla hüznün ve mutluluğun birlikte yaşanmadığı bir durumla neredeyse hiç karşılaşılmamıştır.

Eylül 2020 tarihinden itibaren Azerbaycan ve Ermenistan arasında başlayan çatışmalar, Azerbaycan lehinde işgal altında bulunan Karabağ topraklarının önemli bir kısmının ele geçirilmesine vesile olmuştur. Özellikle elde edilen askeri başarılar, Azerbaycan’ı 10 Kasım 2020 tarihinde Ermenistan ve Rusya’nın katıldığı müzakere masasında zaferle oturmasını sağlamıştır. Kısa vadede yapılacak müzakerelerle ve Karabağ işgalinin tamamıyla son bulması sayesinde Azerbaycan’ın bölgesinde örnek gösterilecek bir konuma taşınacağı ve sahip olduğu tarihsel birikimini kullanarak, kendisini daha da güçlendirecek koşulların önünün açılacağı inancını taşıyoruz. Çünkü Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandığı hemen ertesi yıllarda özellikle Haydar Aliyev liderliği döneminde gösterdiği ileri görüşlülük ile gerçekleştirdikleri atılımların ülkeyi o yıllarda dahi diğer bağımsızlığını ilan etmiş eski Sovyet Cumhuriyetlerine göre çok daha ileriye taşıdığına şahit olduk.

Azerbaycan; bağımsızlığını ilan ettiği günden itibaren yaşadığı ekonomik zorluklar ile sınırlı demografik koşullara sahip olmanın baskısını her zaman hissetmiştir. Bir de bunlara etrafında bulunan İran ve Rusya gibi önemli ve coğrafi olarak büyük devletlere karşı küçük bir komşu olmanın dezavantajlı konumu da eklenince bağımsız bir devlet olarak var olabilmenin zorluğunu en derinden yaşadığı açıktır.

Ancak Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrasında Haydar Aliyev liderliğinde yürüttüğü siyaset, ülkenin karşılaştığı zor şartları en alt düzeye indirecek şekilde gerçekleşmiş, böylece ülkenin her alanda ileriye doğru atılım yapmasının önü açılmıştır. Haydar Aliyev; her zaman ve her şartta Karabağ’ın hukuksuz işgaline yönelik sesini yükselterek ve haklı davasının peşini uluslararası alanda bırakmayarak bir siyaset, ekonomi ve güvenlik politikası belirlese de, yürüttüğü dengeli dış politikası sayesinde önce komşuları ile siyasal ilişkileri istikrarlı hale getirmiş, müteakiben ülke içinde de kurucu iktidar vasfıyla anayasanın hazırlanması ve sonrasında modern devlet kurumlarını oluşturma ve düzenleme yoluna gitmiştir. 1995 yılında hazırlanan Anayasa’da; devletinin bağımsızlığına, egemenliğine, laikliğine ve demokrasiye atıf yapılarak ülkenin gelecek vizyonunun yönü belirlenmiştir. Özellikle, insan haklarının merkeze alındığı ve sivil toplumun oluşturulması sayesinde demokrasiden vazgeçilmezliğinin her daim ifade edilmesi ülkeyi dünyada itibar gösterilen önemli bir konuma taşımıştır.

Azerbaycan, diğer post-komünist ülkelerde olduğu gibi her ne kadar serbest piyasa ekonomisine geçişte ilk yıllarda zorluklar yaşasa da zaman içerisinde petrol üretimi ve gelirlerinden de istifade ederek eşitsizliğin azaltılması ve refahın toplumun her seviyesine yayılmasını sağlayan serbest piyasa ekonomisi ve sosyal devlet politikalarını birlikte üretebilen güçlü bir konuma ulaşabilme imkânı yakalamıştır.

Sonuç olarak şu ifade edilebilir ki; Azerbaycan bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bugüne enerjisini, halkının daha iyi bir gelecekte yaşama arzusu için önünde bulunan siyasal ve ekonomik alandaki zorlu süreçlerin hepsini teker teker kaldırmaya devam ederken, aynı zamanda ülkesinin yaklaşık %20’sine karşılık gelen topraklarının işgaline karşı uluslararası alanda haklı davasını yürütmek zorunda kalmış, bu davasını Azerbaycan’ın dış politikasının temel referans noktası yapmıştır.

Artık Azerbaycan’ın haklı davasını son günlerde kazandırdığı zaferlerle taçlandırması; bundan sonra ülkenin siyasal, ekonomik ve toplumsal alanda ülkeyi daha da ileriye taşıyacak politikalara yönelmesine ve motive olmasına imkan sağlayacak önemli bir köşe taşı olarak görülmelidir. Azerbaycan’ın bağımsızlığı kazanmasından bugüne çağdaş yönetim ve toplumunun refah ve zenginliğine ulaştırma yönündeki çabalarının, artık ülkeyi bulunduğu coğrafyada doğu ve batı arasında diyalog ve istikrar merkezi olarak ortaya çıkaracağı açıktır.

AZERBAYCAN’ A DOĞU VE BATI ARASINDA BİR DİYOLOG VE İSTİKRAR MERKEZİ OLARAK BAKMAK