Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Haziran,

        Jeopolitik, bir bilim dalı olarak siyasi coğrafyadan doğmuştur. Dolayısıyla jeopolitik, siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı olumlu ve olumsuz yönleri ele almaktadır.  Binaenaleyh, coğrafya siyasetin maddi dünyasıdır. İbn-i Haldun’dan, Montesquieu’ya dek süregelen pek çok yapısalcı tarihçi, pek çok siyasal düşünür, tarihçi, coğrafya ile siyaset arasındaki bağı anlamaya ya da açıklamaya çalışmıştır. Günümüzde bu bağı güçlendiren olgu ise; Postmodernizmdir. Zira Postmodern dünyanın koşulları ve zorunlulukları, siyasete coğrafya biçme konusunda kadim zamanların dünyasına göre çok daha önemli ve süratlidir. Bu azmi ve sürati açıklamak gerekirse, Postmodernizm denilen olgunun elbette ki jeopolitikle bağlantılı; hatta bu merakı kışkırtan, yönlendiren bir tarafı da vardır. Ancak bu yönlendirmeler, coğrafya ile siyaset arasında dokunan köklü bağların yol açtığı reel politika hesaplamaları sayesinde, günlük toplum yaşamında tezahür edebilmektedir. Son yıllarda, özellikle İran'da yaşanan gelişmeler gösteriyor ki reel politik hesaplamalar, coğrafyayla sentezlenerek, bir takım reel politik kurgulamalara dönüşmektedir.

       Dünya üzerindeki jeopolitik kurgular, savunmacı bir konseptte gelişebileceği gibi saldırgan veya yayılmacı da olabilir. Bu bağlamda Avrasya coğrafyasını ele alırsak; Avrasya coğrafya olarak, en uzlaşmaz sandığımız grupları bir araya getirebilen, en uzlaşmacı sandığımız çevreleri de birbirine hasım edebilecek bir karaktere sahiptir. Bu coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışında iki kadim ulus ve devlet bulunmaktadır: İran ve Rusya.

     İran İslam Devrimi 44. yılına girmiş bulunuyor. Nihayetinde, 44 yıllık bu uzun süreçten günümüze değin, İran nüfusu iki kattan fazla büyüyerek seksen milyonu aşmış durumdadır.  İran, sadece siyasal rejimiyle değil, finansal örgütlenmesi, dış politika anlayışı, toplum yapısı ve kimlik tanımlaması itibarıyla da Şah devri devlet yapılanmasından tamamen uzaklaşmıştır.

       İran, Türk Dünyası ve İslâm Dünyası açısından muazzam bir kültürel birikime ve tarihi öneme sahip bir coğrafyada yerleşik bulunmaktadır. Demografik yapısında oldukça önemli oranda Türk nüfusu bulunduran İran, kaotik Orta Doğu denkleminde çoğu kez Türkiye ile farklı konumlarda yer almakta ve İslâm ülkeleriyle ilişkiler konusunda Türkiye ile dostluğa açık bir rekabet içindedir. Nükleer güç olma hedefiyle hareket ettiği için küresel politika platformunda jeopolitik ve jeostratejik önemini ikiye katlamayı başarmıştır.

     Batılı kaynakların ‘Persian history’ olarak tanımladıkları tarihi devir içinde Proto-Elam, Elam, Mana, Med, Ahamemiş, Seleukid, Part, Sasani, Emevi, Abbasi, Tahiri, Alavi, Saffari, Samani, Büveyhi, Gazneli, Selçuklu, Harzemşahlar, İlhanlı, Muzafferi, Celayirli, Timurlu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Afşar, Zerd, Kaçar, Pehlevi ve İran İslam Cumhuriyeti yer almaktadır. Özellikle de Şiiliğin İran’la özdeşleşmesi, bölgede uzun süren Arap-İslam ve Türk yönetimlerinden sonra Türk-Safevi imparatorluğunda gerçekleşmiştir. Bu sürecin başlangıcı İran için bir milat olmuştur. Dolayısıyla Şii Hilali denilen projenin kökeni de Safevi imparatorluğu devrinde atılmıştır. Safevilik, Akkoyunlu Devleti devrinde, bugünkü İran’ın Erdebil şehri merkez olmak üzere, bir Sünni sufi tarikat olarak ortaya çıkmış, yine bir Türkmen Safevi silsilesinden Şeyh Cüneyd’in Anadolu’ya gelişi,  buradaki teşkilatlanması ve Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kız kardeşi Hatice Begüm ile evlenmesiyle devlet yapılanmasının kalbine yerleşmiştir.

      İran ile Batı arasında, bu ülkenin nükleer faaliyetleriyle ilgili sürdürülen müzakereler inişli çıkışlı virajlı yollarda devam etmektedir.  Cenevre ve ardından Viyana görüşmeleri, iki tarafın gösterdiği ılımlı tavır ve müzakerelerin devamı yönündeki tavrın hakim olması sonucunda diyalog ortamının müsait olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Başkanı M. El Baradey’in son raporu ve İran’ın yeni ortaya çıkan Kum kentindeki Fredu nükleer tesislerini teftiş eden UAEA’nın müfettişlerinin tesis hakkındaki olumlu raporunun, diyalog ortamının ve iyimser havanın oluşmasında etkili olduğunu da unutmamak gerekmektedir.

      Avrasya coğrafyasında etkin ve caydırıcı ordulara sahip güçler olarak İran ve Rusya, Avrasya’da çok taraflılığı biçimlendirmek amacıyla sürekli olarak farklı jeostratejik hamleler yapmaktadır. Bu iki köklü devlet arasındaki yakın ilişki, yalnızca bir jeopolitik zorunluluk değil, aynı zamanda sürekli değişen küresel düzlemde, somut bir realite halini almıştır.

       Günümüz jeopolitiği açısından, Amerika Birleşik Devletleri süper güç, Rusya Federasyonu büyük güç, İran ise bölgesel güç olarak kabul edilmektedir. Bölgesel güçler, kabiliyetleri ancak belirli bir bölge için etkisi olan ve küresel gelişmelerin pek çoğuna katılamayan güçlerdir. Stratejik coğrafi konumu, doğal kaynakları, genç ve artan nüfusu, asgari gücü açısından İran, siyasi literatürde bölgesel güç olarak tanımlanmaktadır. Unutmamak gerek; İran İslam Cumhuriyeti, coğrafi özelliklerden etnik yapıya ve dini rejimin toplum nezdindeki karşılıklarına dek uzanan, oldukça geniş bir yelpazede çelişkiler ve istisnaları birlikte barındıran, bir sistem mühendisliğinin ürünüdür. İran’ın 1979 İslam Devrimi sonrasında bölgesel bir güç haline gelmesinde etkili temel unsurları; İran’ın zengin devlet kültürü ve tarihi, mevcut teokratik yapısı, bu yapının Orta Doğu’daki değişimlere ve gelişmelere uygunluğu, İran’ın Rusya Federasyonu ile ilişkileri, İran-Rusya ikilisinin birlikte yürüttükleri bölgesel politikalar ve bu iki devletin çatışan ve kesişen çıkarları olarak sıralayabiliriz.

    İran’ın dış politikada hem avantajları hem de dezavantajları bulunmaktadır. İran’ın Jeopolitik konumu, yeraltı zenginlikleri, nükleer faaliyetleri önemlidir. Avrasya’nın büyük gücü Rusya ile olan yakınlığı, bölge ülkeleri Suriye ve Irak üzerindeki etkisi, Almanya’dan Latin Amerika’ya dek geniş bir coğrafyada edindiği diplomatik lobi ve itibar, kayda değerdir.

    İran bir çelişkiler ülkesidir. Dünya tarihi boyunca önemli politik krizlere ve değişimlere öncülük etmiştir. Göç yolları güzergahında yer alması nedeniyle de oldukça önemli bir stratejik üs hâline gelen İran, 20. yüzyılın başından itibaren zengin petrol rezervleriyle jeopolitik önemini arttırmıştır. 2. Dünya Savaşı’nda emperyalist güçlerin hegemonya mücadelesine tutuştuğu coğrafyaların başında gelen İran, savaş sonrasında da yine aynı büyük güçlerin iştahını kabartmaya devam etmiştir.

       1979 yılında İran’da gerçekleşen İslami Devrim, İran’ı bambaşka bir politik satrancın içerisine sokmuş ve onun bölgesel bir askeri güç olarak oyun kurucu misyonunu pekiştirmiştir. Gerçekleştirilen İslami Devrim sonrası Orta Doğu’nun Türkiye’den sonraki en büyük askeri ve siyasi gücü haline gelen İran, güçlü devlet geleneğinin sağladığı olağanüstü stratejik derinlik sayesinde, ülkedeki toplumsal fay hatlarını da bu güne kadar ustalıkla yönetmeyi başarabilmiştir. İran, dahil olduğu enerji koridoru üzerindeki tehditkâr tutumu, kendi fosil kaynaklarının zenginliği, gerektiğinde mezhep kartını oynamadaki yeteneği, silahlı örgütlerle yaptığı angajmanlar ve Batı dünyasına karşı geliştirdiği özgün strateji sayesinde itibar kazanmayı hedeflemiştir. Bu hedef doğrultusunda da halen çalışmaktadır.

        İran İslam Devrimi 44. yılına girmiş bulunuyor. Nihayetinde, 44 yıllık bu uzun süreçten günümüze değin, İran nüfusu iki kattan fazla büyüyerek seksen milyonu aşmış durumdadır.  İran, sadece siyasal rejimiyle değil, finansal örgütlenmesi, dış politika anlayışı, toplum yapısı ve kimlik tanımlaması itibarıyla da Şah devri devlet yapılanmasından tamamen uzaklaşmıştır. Aynı şekilde Rusya Federasyonu da başka bir değişim süreci yaşamaktadır. Artık sadece bir Avrasya kıta ve kara gücü değil, sınırlarının ötesinde savaşan ve sonuçları ne olursa olsun hedeflerinden vazgeçmeyen bir Rus devleti söz konusudur.

    Bugünkü İran-Rusya yakınlaşmasını hızlandıran olguların başında Arap Baharı süreci gelmektedir. Zira, Arap Baharı sonrası İran ve Rusya arasında daha da kuvvetlenen stratejik ilişki, Rusya’yı Orta Doğu siyasetinin en kuvvetli aktörlerinden biri haline getirmiştir. Bu realiteye ek olarak, İran’ın Soğuk Savaş sonrası en büyük silah tedarikçisi Rusya olmuştur. Ayrıca iki ülke arasında nükleer işbirliğinin tesis edilmesi de Rusya-İran yakınlaşmasının somut nedenleri arasındadır. Halen de devam eden karşılıklı askeri işbirliği sürecinin ne kadar devam edeceği ise belirsizdir. Zira, İran ve Rusya, Avrasya’nın en büyük iki askeri gücü olduğunda, aralarındaki ilişkinin ‘uzun süreli bir dostluk’ şeklinde seyretmeyeceği, tarihsel tecrübelerin ışığı altında ele alındığında, beklenilen bir durumdur.

     İki ülke ilişkilerini zorlayan temel konu; Rusya’nın BM Güvenlik Konsey’inde İran için alınan yaptırım kararlarını veto etmemesidir. Ayrıca, Rusya’nın daha önce söz verdiği halde, İran’a S-300 füzelerinin satışını durdurması iki ülke ilişkilerinin İran kamuoyu nezdinde ciddi olarak sorgulanmasına neden olmuştur. Hem Rusya’nın hem de İran’ın Orta Doğu'daki çıkarları hesaba katılırsa, özellikle de ilerleyen süreçte Suriye’de yeni gelecek senaryoları ve Orta Doğu’daki yeni jeopolitik dengeler kapsamında, ciddi fikir ayrılıkları yaşamaları da muhtemeldir. Nihayetinde, Orta Doğu’nun en güçlü müttefikleri olarak görülen İran-Rusya jeopolitik denklemi, görünürde sağlam temeller üzerine inşa edilmiş olsa da, bugün ciddi olarak sarsıntılar yaşamaktadır. İlerleyen süreçte bugün sarsıntılı da olsa devam eden ilişkilerin nasıl bir seyir izleyeceğini güncel olay ve tecrübeler çerçevesinde, objektif ve somut çıkarımlarla değerlendirmek, Avrasya jeopolitiğince İran-Rusya denklemini çözebilmek açısından rasyonel sonuçlar verecektir.

 

 

Kaynakça

–AXWORTHY, Michael, (2016), İran: Aklın İmparatorluğu-Zerdüşt’ten Günümüze İran Tarihi, Say Yayınları, İstanbul.

-ÇEÇEN, Anıl, (2005), Türkiye’nin Güvenliği”, Uluslararası Çalışma Alanları ve Türkiye’nin Güvenliği, IQ Yayınları, İstanbul.

-FRIEDMAN, George, (2009), Gelecek 100 Yıl, Pegasus Yayınları, İstanbul. .

-İLHAN, Suat, (2000), Jeopolitik Duyarlılık, Ötüken Yayınları, İstanbul.

-MGK Genel sekreterliği Rapor: Küresel Eğilimler 2030, 2012, Ankara.

 


AVRASYA JEOPOLİTİĞİNDE İRAN-RUSYA DENKLEMİ