“SAVAŞ ÇEKİRGESİ OHANNES ZAKARYAN”

 

Tarihi kavgalarımızın, ihtilaflarımızın, uzun soluklu ve çok boyutlu meselelerimizin cephaneliği gibi kullanmaya kalkıştığımız zaman işin sonunu istediğimiz gibi getirmemiz mümkün olmaz. Tarihi, geçmişten ders çıkarmak, “ibret almak” ve daha sahici, öngörülebilir bir gelecek ortaya koyabilmek için değerlendirdiğimizde ise pek çok kronik soruna daha rahat çözüm üretebileceğimiz açıktır.

Anadolu, 1040 Dandanakan ve 1071 Malazgirt Zaferleri ile Türk’e yurt olmuş, Türk geldiğinde Anadolu’da bulduğu her kadim milletle, kavimle kardeş olmuştur. Tarihi birlikte yaşamışlar, birlikte yazmışlardır. Kederde, tasada, sevinçte ortak olmuşlardır. Yani bir kaderi, aynı kaderi yaşamışlardır.

Her milletin yükseliş ve düşüş dönemleri vardır, yükseliş dönemlerinde paylaşımlar ve zaferlere, kazanımlara bağlı sevinçler elbette yüksek olur. İnkıraz, çöküş dönemlerinde ise araya fitne girer, yanlışlar ve kötülükler silsilesi başlar, bazen ge- misini kurtaranın kaptan olduğu bir düşünce egemen olur, insanlar ve toplumlar birbirlerine olan derin aidiyetlerine, bağlılıklarına bakmaksızın darmadağınık hale gelebilirler.

Türk milleti ve birlikte olduğu kavim kardeşler ne yazık ki yüz yıl önce bunu çok büyük acı ve travmalarla yaşamıştır.

Çöküş döneminin derin yaraları vardır. Tarihi hafıza aradan geçen yüz yıla rağmen unutmaya çalışsa da ve yararına olan bu olsa da bazen tarihin ve gerçeklerin hilafına, çeşitli odaklarca bazen kısa ve dar çıkarlar uğruna bu acılar yeniden yeniden diriltilerek, üretilerek Türk’ün ve kadim kavim kardeşlerinin birliği engellenmeye çalışılmaktadır.

“ERMENİLER KENDİLERİNİ EN RAHAT ETTİRECEK ÜLKE OLARAK TÜRKİYE’Yİ SEÇMİŞ”

Türk-Ermeni ilişkilerinde, yüz yılı artık geride bırakan olayların ve tehcirin tartışılmasını tamamıyla uzmanlık alanlarına, özellikle de tarihçilere ama mutlaka belgeler ve arşivler üzerinden bırakmak gerekirken yine çok soyut, afaki ve sadece düşmanlık artırıcı üsluplarla sürdürmenin hiç kimseye ve özellikle de dar bir coğrafyaya sıkışmış, dış dünyaya açılma- sının tek ve gerçekçi yolu Türkiye olan Ermenistan’a hiçbir yararı yoktur.

Günümüzde, ülkelerindeki irrasyonel politikalardan kaçan, açlık ve işsizlikle mücadele eden yüz bini aşkın Ermeni, yine kendilerini en rahat ettirecek ülke olarak Türkiye’yi seçmiş ve Türkiye’de güvenlik ve rahat içinde çalışmakta ve yaşamaktadır. Bu istedikleri sürece böyle de devam edebilmelidir.

Ermenistan yöneticilerinin, geçtiğimiz yıllarda Türkiye ile imzaladıkları iyi niyet protokollerini tek taraflı olarak iptal yoluna gitmeleri, kanaatimce çok iyi bir siyaset ve diplomasi yolu değil, sadece geçmişin hastalıklı yaklaşımları, barışın ve kardeşliğin önüne set çekme girişimleri olarak değerlendirilebilir. İç politik çıkarları için böylesine irrasyonel davranışları, dünya kamuoyu önünde büyüterek yapmak son tahlilde Ermenistan’a bir şey kazandırmayacak, atılmış ve zaman içinde olgunlaşma ile bir adım daha ileri taşınması mümkün olan adımları geriye doğru çekmek olarak yanlışlar hanesinde yer alacaktır.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında Karabağ ve işgal edilmiş Azerbaycan toprakları ve buralardan göçerek halen büyük bir fakrı zaruret içinde yaşayan Azerbaycan Türkleri (Göçkünler/kaçgınlar) meselesi varken, bunu çözmek konusunda yine doğru ve gerçekçi bir adım atılmazken, Hocalı katliamı söz konusu iken, Türkiye’nin Azerbaycan’ı ve bu olup bitenleri göz ardı ederek hareket etmesi de elbette ki reel politik ile bağdaşmaz.

“BİZ NİYE BARIŞA İNANIYORUZ, NİYE BARIŞI İSTİYORUZ”

Ancak, bütün bunlar demek değildir ki Azerbaycan ve Ermenistan arasında ve yine Türkiye ile Ermenistan arasında düşmanlıklar, kıyamete kadar devam edecek, günün birinde barış olmayacak, her şey yerli yerine oturmayacaktır…

 Biz, niye barışa inanıyoruz, niye barışı istiyoruz, niye ısrarla barış diyoruz, barış için de somut olan gerçeklere bakalım önerisini getiriyoruz, fanatizmin prangasındaki hakikatlerimizi serbest bırakarak sorunlarımızı tartışalım ve çözelim istiyoruz, bunun onlarca yüzlerce gerekçesi vardır…

Çanakkale’yi gezenler orada sıra sıra yatanlar arasında üç kıtadan, pek çok din ve inançtan Osmanlı askerinin, “Türk evladının” yan yana yattığını görürler.

Bu vatan kolay kurulmamıştır. Bin yıldır, kanla, irfanla kartal yuvalarında millet hür ve bağımsız yaşamaktadır.

Bin yıldır, her türlü desise ve fitneye rağmen birlik ve beraberliğini muhafaza etmektedir.

Bir tarihi gerçeği, bize ait bir güzel örneği sizlerle paylaşacağım.

“Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı” bir Kastamonu türküsüdür. Nüfusuna oranla Çanakkale’de en fazla şehit veren ilimizdir Kastamonu.

Anadolu’da her evden, ya Yemen’de, ya Sarıkamış’ta, ya Çanakkale’de, ya Milli Mücadele’de bir veya birkaç şehit vardır.

Bazen türkülerimizde, bazen manilerimizde çıkar bu ortak kader, ama her biri aynı etki ile göz pınarlarımızdan yaşlar akıtır…

Bu ülkede, “Giden gelmiyor” diye yakınan bir Anadolu annesinin sesi olan Ye- men türküsü ile yüreği dağlanmayan bir Allah’ın kulu var mıdır; “Çanakkale içinde vurdular beni”, dendiğinde derin kederle- re, elemlere gark olmayan, atasını, dedesini düşünmeyen var mıdır?

Ya Milli Mücadele! O değişik şerefli vazifelere, hizmetlere göre şeritleriyle, şehit yakınlarına ve gazilere verilen madalyalara sahip olmayan bir Anadolu hanesi var mıdır? Herkesin iftiharı bu madalyaların sahibi ceddimiz, atamız, dedemiz olan kahramanlar değil midir?

Bizi biz yapan en büyük gerçek işte budur… Omuz omuza, aynı ülkü için, aynı hedef için, vatanımız için hayatımızı göze alarak cepheden cepheye koşabilmek…

Savaşlar, barışa ulaşmak içindir. Onurlu, gururlu ve güven içinde çok uzun yıllar yine aynı kaderi paylaşabilmek, kederde, tasada, kıvançta ortak olduğumuz günlere ulaşabilmek içindir. Savaşların insanları yok etmek, perişan etmek gibi hedefleri olduğu zaman her türlü meşruiyetini yitirir ve insanlığın felaketi haline dönüşür.

Türk’ün müsebbibi olarak içinde yer aldığı hiçbir insanlığın felaketi olan savaş yok- tur, olmamıştır. Türk milleti meşruiyeti olmayan bir müsademenin içinde hiçbir zaman yer almamıştır.

Savaşlar sona erdiğinde, Türk için kaybettiği insan varlığının derin hüznü yanında, yaşayanlar için büyük bir gurur ve umut getirmiştir…

“KALBİ TÜRKİYE İÇİN ATMIŞ BİR KAHRAMAN, HER CEPHENİN GAZİSİ ZAKARYAN”

Burada sizlere takdim edeceğim kahraman, canını bu vatan için ortaya koyan çok sıra dışı bir insandır.

 Bu kahraman, 95 yıllık ömrü boyunca hep Türkiye sevgisi ile yaşamış, kalbi Türkiye için atmış bir kahraman, her cephenin gazisi Ohannes Zakaryan’dır…

Ohannes Zakaryan 1880 (nüfusa göre 1890) Bursa İnegöl doğumlu bir Osmanlı Ermeni’sidir. İlk olarak 1897 yılı Nisan-Mayıs aylarında Gönüllü Bursa topçu batarya birliğinde görev alır, 1898’de terhis olur, ancak 1905’te yeniden askere alınır, Yemen Tümeni ile Yemen’e gider. Üç yıl Yemen’de savaşır. İşte o Yemen türküsünde resmedilen, arkasından ağlanan hakiki kahramanlardan birisi de Ohannes  Zakaryan’dır. 1909’da bir kez daha terhis olur. Madalyası göğsünde döner evine. Osmanlı’nın harpleri bitmemekte, cephelerinin sayısı her geçen gün çoğalmaktadır. Eli silah tutan herkese ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, terhis olanın evinde kalması ve artık keyfine bakması mümkün değildir, vatan yine onları beklemektedir, bu çağrıya uymamak olmaz, 1911-1912’de yeniden ordudadır. Trablusgarp Savaşı’na katılır. Komutanları Binbaşı Enver Bey, sonra Binbaşı Mustafa Kemal’dir. Ordu yenilip Balkan Harbi patlak verince yine ordu ile gider, dönmeyi düşünmez bile… 1912 Ekim’inden 1913 Nisan’ına kadar Balkan Harbi’nde 10. Tümen Topçu Taburunda Kazım Karabekir komutasında çarpışır… Buradan 30. Tümen’e tayin olur, Balkan ve Yemen Birlikleri ile Sarıkamış Cephesine gider. Donmaktan güçbela kurtulan bin kadar askerin arasındadır. Kurtarma ekibi geldiğinde ölü bir katırın karnına başını ve vücudunu yarı beline kadar soktuğu için hayattadır ama gözlerini açtığında kendisini Erzurum Asker Hastanesi’nde bulur kendisini. Başını kurtarsa da, vücudunun önemli bir kısmı Sarıkamış’ın o felaket soğuk ve ayazından etkilenmiştir. Karnına girdiği katır sayesinde donmaktan kurtulur ama sekiz aydan uzun zatürre tedavisi görür. Sonrasında seferberlik ilan edilince daha tam iyileşmeden ver elini Çanakkale… Çanakkale Savaşı’ndan da “ölmeden kurtulur”. Madalyası göğsündedir. Terhis olmayı beklerken derhal uzman topçu ve kıdemli uzman asker olarak Mirliva Kazım Karabekir Paşa’nın komu- tasındaki 2. Kolordu’ya yeniden Kafkas Cephesi’ne gönderilir. Savaşın en şiddetli anında süngülü karşı taarruza geçildiğinde kıdemli uzman asker olarak idare ettiği mangasıyla Rus hatlarını yararken göğsünden, böğründen ve bacağından aldığı mitralyöz kurşunu vurulur, yaralanır, düşer. Gözünü bir kez daha Erzurum Asker Hastanesi’nde açar… Bu kez göğsü sargılar içindedir, sol bacağı dizinin beş parmak altından kesilmiştir… Yakasında Kazım Karabekir tarafından takılan dördüncü madalyası vardır…

 

 

“TÜRK HARP TARİHİ İÇİN DE BÜYÜK BİR KAYIPTIR”

Ohannes Zakaryan’ın ne yazık ki kalemealdığı hatıraları torununun İsviçre’deki evinde çıkan yangında kül olmuştur, bu sadece ailesi için değil, Türk harp tarihi için de büyük bir kayıptır. Ancak o çileli günleri, kendisinin gittiği geldiği cepheleri aile içinde anlattığı içindir ki torunu tarafından bu satırların yazarına aktarılmıştır.

1974 yılı Ağustos’una kadar yaşamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunu ve yükselişini görmüş, gelişmesiyle, kalkınmasıyla, büyümesiyle kıvanç duymuştur. Hayatını, İstanbul’un çeşitli saygın lokantalarında aşçılık yaparak kazanmış, ömrünü hiç kimsenin yardım ve ianesine muhtaç olmadan bir gaziye yakışır gurur ve vakarla tamamlamıştır.

Merhum Zakaryan, vaktinin önemli bir kısmını o zamanlar Tophane Nusretiye Kasrı’nda bulunan Harp Malulleri Cemiyeti’nde yine kendisi gibi gazi, kahraman arkadaşları güle, şakalaşa, eski günleri ve kahramanlık hatıralarını yad ederek geçirmiştir… Şimdi de kanıyla, canıyla savunduğu ülkesinde, İstanbul Şişli Ermeni Mezarlığı’nda ebedi istirahatgahındadır…

Dört madalyası bize şanla, şerefle çıktığımız, barışı ilmek ilmek dokuduğumuz savaşları hatırlatmaktadır; Yunan harbi, Çanakkale zaferi, Kafkas Cephesi ve topçu olduğu için de yeşil şeritli üstün hizmet madalyası…

Torunu ona cepheden cepheye koştuğu için “Savaş Çekirgesi” adını vermiştir ki çok yakışmaktadır. 95 yaşında uzun bir ömrün ardından aramızdan ayrılmış bu yiğit ve kahraman insan… Toprağı bol olsun. Minnetimiz ve dualarımız daimdir.

Böyle güzide örnekler varken, böyle büyük şahsiyetleri yetiştirip büyütmüş olan bu topraklarda elbette gözü olanların da barışı ortadan kaldırmaya, kardeşliği torpillemeye kalkışanların da bir kez daha düşünmesi lazımdır. Bu ülkenin her ferdi, gerektiğinde canıyla, kanıyla, malıyla ülkesinin ve insanlarının huzuru, esenliği, güvenliği için kendisini ortaya koymaktan çekinmeyecektir.

Bunun için diyoruz ki her zaman barış. Savaşa mecbur kaldığımız zamanlarda da mutlaka barış…

 

“TÜRKİYE BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE OLMALIDIR”

Şehitlerimiz ve gazilerimiz, bu vatanın, toprakların barışın ebedi ikametgâhı olması için kendilerini ortaya koydular. Hala da aynı amaçla bir gül bahçesine girercesine, kendilerini ölümün kucağına atmaktan çekinmeyen binlerce, on binlerce, yüzbinlerce kahraman Türk evladı bölgesinde barışın inşasına çaba sarf ediyor.

Türkiye birlik ve beraberlik içinde olmalıdır ki bölgesinde de huzur ve güvenlik olabilsin. Türkiye güçlü ve etkin olabilmeli ki bölgesindeki savaşlardan, çatışmalardan kaçanlara, ülkelerindeki yoksulluk ve yolsuzluklardan uzaklaşmak isteyenlere kol kanat gerebilsin, onları bağrında öz vatanlarında olduğu gibi emin bir şekilde yaşatabilsin.

Bizim önümüzü açacak örnekler, kana, kine, nefrete dayanan, kardeşliğimizi torpillemeye matuf iddialar değil, böyle tamamıyla belgeye, bilgiye ve somut gerçeklere dayalı zenginliklerimizdir.

Bölgemizdeki her türlü istikrarsızlığın ve çatışmanın zararını bizler görmekte, kül- fetini yine bizler çekmekteyiz.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin önce Fırat Kal- kanı, akabinde Zeytin Dalı adı ile giriştiği üstün cesaret ve feragat gerektiren, büyük kahramanlıklara sahne olan ve başarı ile zafer ile taçlanan harekatları da yine bu kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin ardılları olan evlatlarınca aynı duygularla icra edilmiştir.

Amaç barıştır. Amaç, bulunduğumuz coğrafyada artık kanın, gözyaşının, acının, ıstırabın, düşmanlıkların sona ermesidir.

“VATAN, İNSAN VARSA, VAR OLAN BİR MEVHUMDUR”

Bu coğrafya binlerce yıl, her dine, her inanca, her etnisiteye en güvenli liman “vatan” olmuştur.

Vatan, insan varsa, var olan bir mevhum- dur. İnsanı yaşatmadan zaten vatanı ebedi kılmak da mümkün değildir. Vatanı yaşatabilmek, mukaddes kılabilmek için barışı daim ve kaim kılmamız şarttır.

Tüm şehitlerimize ve gazilerimize Yüce Yaradan’dan sonsuz rahmet diliyorum. Hayatta olmayanların, mekanları cennet olsun. Hayattaki gazilerimizin ömürleri uzun, sıhhat ve afiyetleri sürekli olsun.

Bizlere düşen çocuklarımızın kalbini vatan sevgisi ile ve kafalarını da vatanın ancak barışın temini ve korunması ile ebedi olacağı gerçeği ile doldurmaktır.

Bunu yapabilmemiz için Akif’in dediği gibi “toprağı sıksak fışkıracak şüheda kanı” en büyük rehberimiz olacaktır.

ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARINA BİR BAŞKA GÖZLE YAKLAŞIM