Kategoriler:
Alt Kategoriler:

Günümüzde; güvenlik üzerine yapılan herhangi bir konuşmada veya üretilen bir politikada, güvenliğin devlet merkezli ve askeri güvenliği temel alan geleneksel yönü dışında, bireyden uluslararası topluma kadar çok aktörlü bir güvenlik yönetimi ile güvenliğin ekonomik, siyasal, toplumsal ve çevresel vurgularına odaklanılmış farklı güvenlik politikalarına da yer verildiğini görüyoruz.

Özellikle; Soğuk Savaşın dar ve askeri güvenliğe özgü hâkim yaklaşımının sonuna gelindiği 1990’lı yıllarda, Avrupa’da Kopenhag Ekolünün geleneksel güvenlik anlayışının eleştirisi üzerinden oluşturduğu çoklu güvenlik anlayışı, yeni güvenlik politikalarına temel dayanak teşkil etmesi açısından önemli bir tespit sayılmıştır. Bu sayede; güvenliğin devlet merkezli ve askeri sektöre dayalı geleneksel tutumu dışında bireyden uluslararası topluma kadar genişleyebilen siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel sektörleri kapsayan politikalarla karşılaşılmıştır (Ak, 2017: 38).

Dünyada toplumsal çatışmalardan ve konvansiyonel savaş tehlikelerinden doğal afetlere kadar farklı tehditlerin ayrı birer güvensizlik durumu oluşturduğu, günümüz dünyasında haliyle neyin güvenli olacağı ve nasıl güvenliği olacağına ilişkin yaşanan sorular, bizi güvenlikleştirme meselesine götürmüştür.

Güvenlikleştirme eylemi, güvenlik gündemi açısından bir meselenin tartışılmasına ihtiyaç duyuluyor ise, sorunun çözümüne yönelik gerekli ve zorunlu yöntemlerin benimsenmesini meşrulaştıracak bir söylem inşasının kurulmasıdır. Bu süreç bizi, maruz kalınan tehditlere yönelik olarak alınacak önlemlerin meşrulaştırıldığı ve ilan edildiği bir güvenlik politikası yapımına ulaştırmaktadır (Hisarlıoğlu, 2019: 1-2).

Dünyamızda sözü edilen güvenlikleştirme süreçleri açısından askeri güvenlik dışında toplum ve çevre gibi diğer faktörlere yönelen olumlu girişimlerle karşılaşılmaktadır. Örneğin Afrika kıtasında, Birleşmiş Milletlerin her bir Afrikalı bireyin eşit ekonomik hak ve refaha kavuşabilmesi için insan güvenliğini geliştirecek küresel politika önerileri ile Afrika coğrafyası üzerinde yaşanan kaynak kıtlıkları ile çevresel bozulmaların önüne geçen eylemlere odaklanılan Birleşmiş Milletler çevresel güvenlik politikaları bu türden gayretler arasındadır.

Afrika günümüzde sözünü ettiğimiz çeşitli ve çoklu güvenlik politikalarının birlikte yaşandığı ve deneyimlendiği önemli bir coğrafyadır. Bu kıta; bir taraftan Afrika’nın gerçek maliklerinin gıda ve barınma gibi hayatın temel asgari yaşam koşulları bağlamında birbirleriyle mücadele verilmesine yol açarken, diğer taraftan doğal kaynaklar, jeostratejik konum ve kıta ülkelerinin iç çatışmalarının yönetimi açısından gelişmiş birçok ülkeyi ilgilendiren geleneksel güvenlik siyasetine alan açmaktadır.

Afrika kıtası; bir milyarı aşkın nüfusu ve kişi başına düşen gelir ortalaması ile dünyanın en fakir coğrafyasıdır. Son üç yüz yıllık süreçte; Afrika kıtası, dünyadaki siyasal rekabetin içerisinde herhangi bir lider aktör olamamakla birlikte, zenginlikleri açısından her zaman ekonomik bir meta görülmüş ve jeostratejik konumu bakımından daima değerli kabul edilmiştir. Geçmiş on yıllarda özellikle Kuzey Afrika ve Sahra-altı ülkelerinde altyapı, doğal kaynakların etkin kullanımı ve ticaret alanlarında önemli hamleler yapılmış olsa da; geçmiş yüzyılın sömürgecilik döneminin derin izleri hala taşınmaya devam etmektedir (Çomak & Şeker, 2017:1-2). Bunun yanında kıtada yer alan elliyi aşkın ülkenin ve çoğunluğunun içine düştüğü başarısız devlet yapısının yol açtığı siyasi istikrarsızlıklar, iç savaşlar, fakirlik, yolsuzluk, verimsizlik kıtanın bu sarmaldan çıkmasını sağlayacak ekonomik, toplumsal ve siyasi mekanizmaların oluşmasını önlemektedir.

Özellikle Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından Afrika kıtası üzerinde yaşayan insanların mahrumiyet ve eksikliklerinin giderilmesi amacıyla her türlü insani çaba gösterilse de, dünyanın önde gelen ülkeleri tarafından bu kıta askeri açıdan güvenlikleştirme politikalarından etkilenmeye de devam etmektedir.

Peki, Afrika kıtası bir coğrafi konum olması itibariyle askeri açıdan nasıl güvenlikleştirilir? Afrika askeri açıdan güvenlikleştirilir iken hangi hususlar öne çıkar? Bu yaklaşımın bilinmesinin dünyanın başka coğrafyalarında da bir ülkenin başka bir ülkeye askeri güvenlik sektörü açısından güvenlikleştirme yaklaşımını açıklamakta fayda sağlayacağı açıktır.

Bunun için ABD’nin Afrika kıtasında etki gösterecek şekilde oluşturulmuş ve hali hazırda görevde olan Afrika Komutanlığı’nı inceleme konusu olarak alabiliriz. ABD Afrika Komutanlığı’nın, 11,2 milyon mil karelik bir kıta coğrafyası üzerinde 54 ülkeyi barındıracak şekilde kıtanın tamamında ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumak için kurulduğunu görüyoruz.

Peki; ABD, Afrika kıtasında ulusal çıkarlarını askeri yönden korurken nasıl bir yöntem belirliyor? Bu soruya cevap olarak şu hususların öne çıktığını görüyoruz. Kıtada bulunan müttefik ülkeleriyle birlikte ulus ötesi tehditlere ve hasmane tavır gösterenlere karşı koyulması, müttefiklerinin güvenlik kuvvetlerinin güçlendirilmesi ile kıtada ortaya çıkan krizlere yanıt verirken ABD ulusal çıkarlarının gözetilmesi, bölge güvenliği, istikrarı ve refahının teşvik edilmesi olarak ifade edebiliriz. Buradan; ABD’nin Afrika kıtasının askeri sektörde güvenlikleştirilmesi sürecinde öncelikle ulusal çıkarına uygun bölgesel güvenlik alanı oluşturulmasına öncülük edildiği veya müsaade edildiği, bunun gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi için ise müttefik ülkelerin istikrarı ve refah artışı politikalarının desteklendiğini anlıyoruz. Bu nedenle ABD çıkarına ters düşmeyen güvenli ve istikrarlı bir Afrika’nın kalıcı bir Amerikan menfaati için uygun bir yol olduğu sonucunu çıkarıyoruz (Africom, 2021).

Yukarıda genel çerçevesi belirlenen eylem planının gerçekleştirilmesi için ABD’nin Afrika kıtasına ilişkin şu tespitlere ulaştığını ve bunları görev alanı içerisinde önceliklendirdiğini görüyoruz.

ABD, Afrika’nın dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerine ve nüfuslarına ev sahipliği yaptığını bilmektedir. Afrika kıtası, dünyada uluslararası ticaretin ve deniz iletişim hatlarının kesişme noktasındadır. ABD, bu stratejik rotaların açık kalmasını önemsemektedir. Bu sağlanırken bölgede ABD liderliğinde Afrika ülkeleriyle birlikte bölgede uluslararası düzen, güvenlik, refah için işbirlikleri yapmayı benimsemektedir (Townsend, 2020).

Afrika'da yaşayan 1,3 milyar insanın üçte ikisinden fazlası önemli derecede yoksulluk içinde yaşamaktadır. ABD; yoksulluğun, gıdaya ulaşımdaki imkânsızlıkların, doğal kaynakların bozulmasının, değişen hava koşullarının, iklimin etkisinin, bulaşıcı hastalık ve salgınların iç çatışmalar ile şiddet ve aşırılık yanlısı örgütleri güçlendirdiğini bilmektedir. ABD, istikrarsızlığı artıran söz konusu aşırılık yanlısı örgütler ile Avrupa'ya göçe yönelmiş coğrafya insanları üzerinden kazanç sağlamaya çalışan suç örgütlerine karşı mücadele etmeyi öngörmektedir (Townsend, 2020).

Ayrıca ABD, Afrika nüfusunun artmaya devam ettikçe bu zorlukların daha da artacağının farkındadır. Özellikle 2050 yılına gelindiğinde Afrika kıtası nüfusunun ikiye katlanacağı ve dünya nüfusunun dörtte birinden fazlasının bu coğrafyada olacağını tahmin etmektedir (Townsend, 2020).

ABD, Afrika'nın stratejik ve ekonomik önemini bilen Çin ve Rusya’ya karşı kıtada nüfuzlarını genişletmemeleri için önlem almayı önceliklendirmektedir. Özellikle Çin ve Rusya etkinliğinin yoğunlaşmaması için Afrika’da müttefiklerinin ekonomi, altyapı ve temel yaşam seviyesinin artırılmasına gayret göstermekte, asgari güvenlik ihtiyaçlarını karşılamayı öngörmektedir. Diğer taraftan Çin ve Rusya’nın kendi çıkarları için silah satmak dışında kıtada faaliyet gösteren şiddet ve aşırılık yanlısı gruplarla hiç ilgilenmediklerini görmekte, bu bağlamda kendi çabalarının zorluğunun da farkındadır (Townsend, 2020).

Sonuç olarak; yukarıda açıkladığımız hususlardan yola çıktığımızda, günümüzde Afrika Komutanlığı üzerinden ABD’nin bir askeri sektörde güvenlikleştirme politikasında nelere odaklandığı ve önceliklendirdiği kolaylıkla anlaşılabilmektedir. ABD, Afrika bağlamında görüldüğü üzere bir güvenlikleştirme sürecinde öncelikle ulusal çıkarına uygun bölgesel güvenlik alanı oluşturmakta, bunun gerçekleşmesi ve sürdürülmesi için ise menfaatini muhafaza eden müttefiklerinin bölgesel istikrarına odaklanmaktadır.


 

Kaynakça

Africom/ United States Africa Command (2021). “Our Mission”. 07.02.02021 tarihinde https:// www.africom.mil adresinden alınmıştır.

Ak, T. (2017). Çevresel Güvenlik, Ankara: Sistem Ofset Yayıncılık.

Çomak, H. & Şeker B.Ş. (2017). “Küresel Güçlerin Afrika Güvenliği Perspektiflerinin Stratejik Analizi”, Afrika Politikası 21. Yüzyılda Güvenlik, Refah ve Demokrasi Arayışı (ed. H. Çomak, C. Sancaktar, H. Y. Çinar), İstanbul: Beta Yayınları

Hisarlıoğlu, F. (2019). “Güvenlikleştirme”, Güvenlik Yazıları Serisi, (24), https:// trguvenlikportali.com/wp-content/uploads/2019/11/Guvenliklestirme_FulyaHisarlıoglu_v.1.pdf

Townsend, S. (2020). “2020 Posture Statement to Congress”. 07.02.02021 tarihinde https:// www.africom.mil/about-the-command/2020-posture-statement-to-congress adresinden alınmıştır.

 


AFRİKA KITASININ GÜVENLİKLEŞTİRİLMESİ VE ABD AFRİKA KOMUTANLIĞI