20 Ocak 2021 tarihinde, tüm dünyaya sancılı bir geçiş görüntüsü veren devir-teslim haftası gözönüne alındığı zaman, ABD yeni hükümetinin küresel politik yaklaşımında Sn. Trump hükümetine göre çok farklı yöntemler deneyebileceği izlenmi doğmaktadır.

Öncelikle şu varsayımı yapmaktan kaçınmamız, ve eğer yapılacaksa da gözlemlerimizle doğrulamak için belirli süreçlerin olgunlaşmasını beklemememiz icap eder. Bu varsayım şudur: Sn. Biden hükümeti, Sn. Trump hükümetine taban tabana zıt politikalar izleyecektir ve bu da dünyaya ferah bir dönem vadetmektedir.

Önümüzdeki döneme ışık tutabilmek için ABD ekonomisinin içinde bulunduğu güncel durumu bir süreçler çerçevesi içine oturtarak, bu süreçlerin gelecekte nasıl evrileceği hangi halleri doğurabileceği, bu hallerden hangilerinin geçici hangilerinin kalıcı ve de kararlı olabileceğini araştırmamız gerekmektedir. Ancak böylelikle, uzun dönemde ülkemizin ve gelişmekte olan diğer ülkelerin hem bölgesel hem de küresel ölçekte nasıl “politika talepleri”, “müttefiklik eksenli talep ve muameleleri” ile karşı karşıya kalabileceğini değerlendirebiliriz. Ekonomi politikaları açısından araştırıldığında “uzun-dönem” tanımlamasının 1 yıl ve daha uzun zaman dilimi olarak yapıldığının altını çizmek isterim. Aksi takdirde, kısa-orta dönemli bakış açısı ve hatta çeşitli iç kamuoyu politik kaygıları ile düşünüldüğünde, ele alınmak istenen stratejik yaklaşımlara miyopik bakma hatasına düşülür, kısa-dönemli beklentilerin ve uzlaşmaların uzun dönemde de geçerli olabileceği zannına kapılınarak ileride beklenmeyen oldukça olumsuz gerçekler, stratejik kayıplarınızı sürekli artırır. Bu son uyarımın sağlaması çok basittir: Çeşitli politikalarınızı en az son 10 yıl süresince hem fikri takip hem de ölçülebilir kayıp-kazanç açısından değerlendirdiğinizde gerçek ortaya çıkacaktır. Örnek vermem gerekirse ekonomi politik düzlemine oturan enerji ve tarım alanındaki politikaların geçirdiği süreci takip ettiğimiz zaman, ya da yine ekonomi-enerji düzleminde ele alabileceğimiz Doğu Akdeniz politikası ve halihazırda sondaj yapma durumumuz dikkate alındığında okuyucumuzu detaya boğmadan, güncel fiyatların durumu bize geriye yönelik “sağlama” yapma imkanı verir. Böylece muğlak, ölçülemeyen durumlar ya da sübjektif değerlendirmeler bertaraf edilebilir ve ilgili ölçüm ve hesapları yapmamıza yarayan Matematik anabilimdalı “Optimizasyon” politika yapıcılara yol gösterebilir. Öyle ki, attığınız adımların optimal olması yetmez, o adımları optimal bir bütüncüllükte atmanız lazım ki, geriye dönüp baktığınızda tasarladığınızdan farklı, istemediğiniz düşük kazançlı ya da yüksek kayıplı sonuçlar elde etmeyin.

Kısa-orta dönem ve uzun dönem politika uyumunun önemine dair kısa açıklamadan sonra, ABD ekonomisinin uzun-dönemde nasıl yönetileceğine bakabiliriz. ABD yeni hükümetinde Hazine Bakanlığı görevine Sn. Janet Yellen atanmıştır. Bilindiği gibi Sn. Yellen ABD’nin ilk kadın Merkez Bankası (FED) Başkanı olma görevini de üstlenmiş bir bilim insanıdır. Bu atama ABD ekonomisinin güncel durumu hakkında gerçekçi tahliller yapabilmemize imkan tanır. Sn. Yellen’ın akademik kariyeri ve çalışmaları ABD işgücü piyasasında- çalışanlar arasındaki- haksız ücret dağılımının/eşitsizliğinin mevcut kanunlara aykırı olarak ekonomik açıdan nasıl olgunlaşıp yayıldığı ve nasıl giderilebileceği üzerine odaklanmıştır. Ancak bu çalışmalar yapıldığı dönemde, ele alınan sorun ayrımcılığın cinsiyet üzerinde oluşması ile sınırlandırılmıştır. Bugüne baktığımızda ABD’de halihazırda 18 milyon resmi işsiz stoğu meydana gelmiştir ve 1.3 milyon yeni işsiz başvurusu da 5 Şubat itibarı ile buna eklenmektedir. O halde Covid-19 salgının seyri ABD’de ekonomi sınıflandırması açısından toplumun bütün kesimlerini -alım gücü imkanlarını göçertip- ekonomik olarak dar boğaza itmekle beraber, bu kesimler içindeki kökene göre sınıflandırabileceğimiz “çeşitli” toplum katmanları arasında ise yapısal olarak zaten mevcut olan eşitsizlik seviyesini daha da büyütmektedir. Bu katmanların Uzak-Asya kökenli, Afrika kökenli, Latin Amerika kökenli ABD vatandaşlarından oluştuğu söylenebilir.

ABD yeni hükümetinin 1.9 trilyon ABD Dolar mali kaynak planı ile Hazine Bakanlığı’na Sn.J.Yellen’in atanması birlikte ele alındığında ana ekonomi politkası; ABD’de Covid-19 salgınının “çeşitli” toplum kesimleri arasında derinleşen eşitsizlik seviyesine ve sosyal huzursuzluğa yönelik kalıcı çözümlerin geliştirilmesi ve ivedilikle uygulanmasını hedeflemektedir. Bu yüzden, ABD 2008-2009 krizindeki yaklaşımın aksine bu kez mali genişlemesini KOBİ tipi üretim birimlerine yöneltecektir. O halde ABD’nin yeni hükümetinin uygulayacağı politika vektörü ekonomik ve sosyal eşitsizlik-ayırımcılıkla mücadelenin çok boyutlu değişkenlerinden müteşekkil olarak düşünülmelidir ve ABD içinden başlayarak küresel ölçeğe teşmil edilmesi, diğer ülkeleri de o ülkelerin kendi iç dinamikleri eşgüdümünde etkilemesi beklenmelidir. İlk kadın başkan yardımcısının atanması ve Afrika kökenli olması, buna ek olarak ilk Afrika kökenli Savunma Bakanı’nın atanması bu politikanın ABD içindeki ilk uygulamaları ve delili olarak gösterilebilir.

Öte yandan yansımalara bölgemiz açısından baktığımızda Sn. Biden yönetimi, ABD’de belirginleşen ekonomik ve sosyal eşitsizlik-ayırımcılıkla mücadele yaklaşımı geliştirirken bu yaklaşımı Şubat ayından başlayarak bölgemizdeki çeşitli toplumların göreceli durumlarını “iyileştirmek” maksadı ile uygulamaya koyacaktır. İki boyut ortaya çıkmaktadır. Örneğin, “ Suriye’nin güneyindeki PYD-YPG oluşumları ABD’nin bu “eşitsizlik-ayırımcılık” kavramsal paketi için uygun gözükmektedir. Bu uygunluğun 1. hem bölge toplulukları arasında “tarihsel ayrımcılığa” maruz kalmanın mağduriyeti (toplum kesimleri arası eşitsizlik) 2. hem de cinsiyet özelinde kadınların önplanda oluyor olmasının dünya kamuoyu nezdinde desteklenmesi gereğinin vurgusu (toplum katmanları açısından eşitsizlik) politikaları açısından ortaya çıkacağını ve ABD yeni hükümetinin bölgesel strateji olarak bu iki boyutu da kullanacağını öngörebiliriz. Bu öngörümün sonucu olarak söz konusu oluşumların ABD’nin önümüzdeki dönemde de bölgemizdeki müteffiki olarak işbirliğine devam edeceklerini düşünebiliriz.

Bölgemize ait örneklemeden sonra, daha büyük boyutlu örnekler verebilirim. Aynı politikanın Uzak-Asya versiyonunun da Hong-Kong özelinde şekilleceğini değerlendiriyorum. Hong-Kong’da Çin hükümetine yakınlığı ile bilinen yerel hükümetin güvenlik politikaları ile çatışma içerisine girecek olan “Hong-Kong muhalefetinin”,özgürlükler temelinde dünya kamuoyu gündeminde tutularak “eşitsizlik- sosyal ayırımcılık” politikası temelinde ABD-İngiltere ve bölgesel müttefikleri tarafından Çin’e karşı kazanç imkanı olarak değerlendirilebilecek kapsamlı bir sürece dönüştürüleceğini öngörmekteyim.

Ülkemizi içine alan örnekte fiziksel mücadele düzlemi Suriye ve Irak olduğu gibi, Uzak-Asya’daki fiziksel mücadele düzlemini de Güney Çin Denizi ve Tayvan teşkil edecektir. Çin’in bu durumda avantajlı olduğunu düşünen okuyucularım olabilir. Çin’in ekonomik büyümesi ve yatırım büyüklüğünü de düşüncelerine delil olarak gösterebilirler. Onlara hatırlatmak istediğim bir konuyu dikkate almalarında fayda görüyorum. Çin kendi başına henüz gelişmiş mikroçip üretememektedir ve bu bilgiye ve teknolojiye sahip değildir. 2013 yılından itibaren çeşitli çalışmalar yürütülse de, Ar-Ge faaliyetlerini hızlandırsa da, elektronik ürün üretmenin sınır-bilgisi ABD’de bulunmaktadır. Bu yüzden, herhangi bir ambargo, üretim yasağı Çin’i bu konuda kolayca saf dışı bırakmaya yeterlidir. Buna delil olarak şunu gösterebilirim: Ocak 2021 tarihinde Sn. Trump hükümeti Çin menşeili mikroçip üretim çalışması yapan firmalara yaptırım-yasaklar getirmiştim. Daha önce çeşitli basin-yayın platformlarında belirttiğim gibi bu karar ABD-Çin ticaret görüşmelerinde Faz-2’ye geçmeye Çin’i zorlama kararıdır. Finansal piyasalardan beslenme konusunda yaptırım-yasaklama olarak değerlendilirmelidir.

Yukarıdaki tablo bir diğer yönüyle ele alındığında devir-teslim haftasında ABD Kongresi’nden dünyaya yansıtılan görüntülerde; eşitsizlik,sosyal ve ekonomik ayrımcılık düzleminde “eski düzene” ait simge-yapıtaşları gözönüne serilmiştir. Bundan sonra Dünya’ya verilecek mesaj, “Demokratların” artık bunları ve “başka ülkelerdekileri” “silip-süpüreceği”’dir. Körfez ülkeleri de bu “sepete” dahil edilebilir, ancak İsrail ile gerçekleştirdikleri finansal ve güvenlik anlaşmaları ile, Körfez’in genç yöneticilerinin bu durumu şimdilik “ötelemişlerdir”. ABD yönetiminin küresel politikalarına kaldığı yerden hızlıca devam edeceğini değerlendiriyorum; bunun bir getirisi olarak üst düzey Küresel “oyunun” sahnesi artık Asya-Pasifik olarak belirginleşecektir. Bu yeni Asya-Pasifik paylaşım zemininin açılması ile 10 yıllık Ortadoğu “sahnesi” artık “eski” sahne haline dönüşmektedir. Dolayısıyla Ortadoğu’daki paylaşım pastası hem küçülecektir hem de pay almak isteyen taraf artmıştır bkz. (İsrail-Arap uzlaşıları) ve dolayısı ile bölgeye jeoekonomik ve jeopolitik yatırımlar yapmayı tasarlayan hükümetler eski getiriyi beklememelidir. Açıkladağımız sürecin hızlanması ise ABD-İran nükleer antlaşmasına dönülmesi ile gözlenebilir, böylece Orta-Doğu’da Suriye-Irak-Lübnan-Yemen’de kayıp-kazançların kesinleşmesi, yukarıda sözünü ettiğim “oyunun bitmesi” olarak yorumlanabilir. Böylece Ortadoğu’nun sağladığı ekonomik, politik ve sosyal imkanlar bölgedeki aktörler için artık daralmıştır, katma-değeri azalarak, hem de çok katılımcılı paylaşım sürecine dönüşmüştür, neticede aktör başına beklenen kazanç azalmaktadır. Bu yüzden ülkemiz dış politika ve milli savunma ile ilgili kurumlarının hem bölgesel hem küresel müttefiklik yaklaşımları zemininde jeoekonomik stratejilerini hem de ülkemiz “politik yatırımlarını” ölçülebilir kayıp-kazanç esaslı gözden geçirmesi gerektiğini değerlendiriyorum.

Bu duruma CAATSA yaptırım sürecini de ilk örnek olarak eklememiz icap etmektedir. ABD hükümetinin savunma sanayimize yönelik hem mali politikaları hem de teknolojik gelişimi hedefleyen CAATSA yaptırımları çok-boyutlu değerlendirildiğinde:1. ABD yeni hükümetine NATO içerisinde ülkemize karşı güçlü bir pazarlık imkanı verecektir. Bu “pazarlık gücü” Baltık-Karadeniz-Kafkaslar içindir. 2.Suriye’nin güneyindeki oluşum ve Filistin konusundaki politikamızda risk unsurları oluşturacaktır 3.Finansal piyasalarda etkisi önce düşük-olsa da,sinyal etkisi yaratarak önümüzdeki dönemde kur üzerinde baskı oluşturabilir.


 

 

ABD YENİ HÜKÜMETİ ÇOK BOYUTLU KÜRESEL EKONOMİ POLİTİĞİ