Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mayıs,

        Pakistan İslam Cumhuriyeti, Asya’nın güneyinde, 212,2 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık beşinci ülkesidir. Ayrıca dünyadaki en büyük ikinci Müslüman nüfusu topluluğuna sahiptir. Günümüzde Pakistan’ın bulunduğu topraklar birçok antik medeniyetin mekanı olmuştur. Tarih öncesinde Cilalı Taş Devri’ne ait Mehrgarh ve Tunç Çağı İndus Vadisi Uygarlığı; Hindu, Hint-Yunan, Müslüman, Türk-Moğol, Afgan ve Sih gibi farklı inanç ve kültürlere sahip krallıklar bölgede hüküm sürmüştür. Bölge başlıca Pers Ahameniş İmparatorluğu, İskender İmparatorluğu, Seleukos İmparatorluğu, Hint Maurya İmparatorluğu, Kuşan İmparatorluğu, Gupta İmparatorluğu Arap Emevîler, Gazneliler, Gurlular, Delhi Sultanlığı, Moğol İmparatorluğu, Babürlüler, Surîler, Afgan Dürranîler, kısmen Sih İmparatorluğu ve son olarak Britanya Hindistanı olmak üzere çok sayıda imparatorluk ve hanedanca yönetilmiştir.

      Pakistan, Britanya Hindistanı’nın parçalanması ve Müslüman nüfuslu bölgelerin bağımsızlığını talep eden Pakistan Hareketi’nin çabalarıyla 1947’de Hint Müslümanları için ayrı bir vatan olarak, bağımsızlığını kazanmıştır. Başlangıçta bir dominyon olan Pakistan, 1956’da kabul edilen anayasayla İslam cumhuriyetine evrilmiştir. Etnik iç savaş ve 1971’deki Hint müdahalesi Doğu Pakistan’ın Bangladeş adıyla ülkeden ayrılmasıyla neticelenmiştir. Pakistan, 1973’te tüm yasaların İslam dini hükümlerine uygunluğunu şart koşan yeni bir anayasayı kabul etmiştir. Ülkede 2008 yılında sivil yönetime geçilmiştir. Nihayetinde 2010 yılında, parlamenter sistemli yönetim şekli yürürlüğe girmiştir.

     Bir orta güç olarak Pakistan, dünyanın altıncı büyük ordusunu bulundurmaktadır ve ayrıca nükleer silahlı devlet kabul edilen bir nükleer güçtür. Dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen orta sınıflarından birine sahip olan Pakistan ekonomisi gelişmekte olan ekonomiler arasında sınıflandırılmaktadır. Bağımsızlığını kazanmasını takiben, askeri rejim, siyasi belirsizlik ve Hindistan’la çatışmalar Pakistan’ın bugünkü yapısını konfigüre etmiştir. Pakistan halihazırda, Birleşmiş Milletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Teşkilatı, İngiliz Milletler Topluluğu, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı ve Teröre Karşı İslam İttifakı’nın üyesidir.

       Avrasya coğrafyasının kalbindeki ülke Pakistan

       Pakistan, bir coğrafya olarak Türkiye için bir dost ve müttefik ülkeden daha fazlası olagelmiştir.  Gönül ve tarih bağıyla kurulmuş bir köprüyle, Türkiye ve Pakistan birbirine bağlanmış durumdadır. Ayrıca Pakistan İslam Cumhuriyeti, jeostratejik olarak Avrasya coğrafyasının kalbinde yer alan bağımsız bir devlettir. Günümüz jeopolitiğinde hem dünya genelinde hem de Avrasya’da güç dengelerinin kökten değiştiği bir süreçte, özellikle ABD'nin Pakistan üzerinde küresel politik basıncı artırması ve Pakistan’ın içişlerine yönelik gayri resmi müdahalelerde bulunması, mecburen Pakistan’ı, Çin ve Rusya ile ittifak kurmaya itmektedir. Dolayısıyla ABD, Rusya ve Çin arasındaki güç savaşında ayakta kalmak için İslamabad yönetimi hibrit nitelikli bir strateji izlemek durumundadır. Özellikle Pakistan için artık bir ulusal güvenlik krizi haline gelen Keşmir Krizi’nin bu noktada önemi artmıştır. Hindistan ile yaşanılan bu kriz, Avrasya satrancının kırılma noktası haline gelmiştir.

         Pakistan yönetimi, BM’nin Keşmir krizi konusunda sorunu çözmeye niyetleri olmadığının farkına varmıştır. Dolayısıyla, Pakistan devleti sonuna kadar Keşmir halkının yanında duracak ve Pakistan ordusu muhtemelen 2022 Ekim sonu veya Kasım başı gibi, Keşmir’e yönelik bir barış operasyonu gerçekleştirecektir. Ne yazık ki, askeri çözüm dışında da bir çözüm yolu görünmemektedir. 

       Jeopolitika, güç ve egemenlik mücadelesidir. ABD ve bu devleti yöneten Pentagon’un derin stratejik aklı dünyadaki güç ve egemenlik mücadelesinde yeni ağırlık merkezinin Hint-Pasifik bölgesine kaydığının farkındadır. Bu bölgede ABD’nin doğal rakipleri ise Çin olduğundan, Pentagon için en öncelikli operasyon alanı da bu bölgedir.

       Çin’in Keşmir Krizi konusundaki tutumu Pakistan’ı destekler mahiyettedir. Bu durum iki ülkeyi her zamankinden fazla yakınlaştırmaktadır. Bu doğrultuda iki ülkenin ABD’ye karşı bir stratejik ittifak oluşturması ABD’nin sürdürmeye ve korumaya çalıştığı mevcut küresel düzen açısından büyük bir tehdittir. Kuşkusuz şu da bir gerçek ki, Pakistan'ın jeostratejik konumu, Çin'in "Bir Kuşak Bir Yol" projesi açısından kilit bir öneme sahip. Ayrıca hem Pakistan hem de Çin, Hindistan'ın bölgenin tek hakim gücü olmaya yönelik stratejisini, bir güvenlik tehdidi olarak algılıyor.

        Geçtiğimiz günlerde görevine son verilen Pakistan Başbakanı İmran Han, Çin Halk Cumhuriyeti ile son derece yakın bir diyalog ve işbirliği sürecine girmişti. ABD, zaten İmran Han’ın izlediği bağımsız dış politika anlayışından genel olarak son derece rahatsızken, buna ek olarak Çin ile stratejik işbirliğine giden bir Pakistan’a asla müsamaha göstermeyecektir. İmran Han’ın bir güvensizlik oylamasıyla düşürülmesini bu doğrultuda okumamız gerekmektedir. Ayrıca, Pentagon yönetimi, İmran Han’ın Hindistan Başbakanı Narendra Modi için kullandığı ifadelerden son derece rahatsızdı. Malum, İmran Han, Narendra Modi’ye, Hintli Müslümanlar’a yönelik sert politikalar yürüttüğü için Nazi benzetmelerinde bulunuyordu. Tüm bunlara ilaveten, en son yaşanılan ve devam eden Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bir sonucu olarak, Rusya’ya yönelik pek çok yaptırım uygulanırken İmran Han bu duruma karşı çıkmıştır. Rusya’yla ilişkileri bozarak Pakistan’ın eline hiçbir şey geçmeyeceğini belirten İmran Han, geçtiğimiz Mart ayı başında kendisine mektup yollayan ABD, Japonya, İsviçre, Kanada, İngiltere ve Avustralya gibi ülkelere karşı net bir tutum takındı. İmran Han, “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim.” derken aslında mevcut küresel düzene karşı da yeni bir omurga, yeni bir konseptin ilerleme sürecini başlatmıştır. Bunun toplumsal bir yansıması olarak, İmran Han’ın görevden alınmasından sonra Pakistan halkının çoğunluğu ciddi bir reaksiyon göstermiştir. Pakistan halkı ülkenin hemen hemen tüm eyaletlerinde tarihinde görülmediği kadar büyük bir sivil toplum ayaklanması ortaya koymuştur. Dolayısıyla, yakın süreçte İmran Han’ın görevine geri dönme ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Böyle bir ihtimal gerçekleşirse ABD’nin nasıl bir kontra hamle yapabileceği de merak konusudur. Zira Pentagon, Pakistan’da NATO dışında bir güvenlik paradigmasının şekillenmesini, Avrasya’daki yayılmacı politikaları açısından büyük bir tehdit olarak değerlendirmektedir.

Türkiye’nin yeni kademeli havza politikası

       Şu tarihsel gerçeği Türkiye olarak göz ardı etmememiz gerekmektedir; Pakistan kurulduğu günden bugüne, daima Türkiye’nin kara gün dostu olmuştur.  Pakistan gibi, Avrasya coğrafyasının mihenk taşı olan, değerli bir dost-müttefik ülkenin, Keşmir’de kriz yaşaması, bizim açımızdan da riskli bir durumdur. Çünkü, yeni kademeli havza politikasını Asya üzerine kurgulayan devletimiz açısından Pakistan ve Kazakistan devletleri özel bir jeopolitik öneme sahiptir. Bu iki ülkenin güvenlik sorunu yaşaması demek, bizim yeni havza politikamızın da çıkmaza girmesi demektir. Kazakistan’ın Pakistan ve Hindistan arasındaki askeri ve siyasi durum nedeniyle endişe duyduğu belirtip, açık, yapıcı siyasi ve diplomatik diyaloğun mevcut krizden çıkmanın tek etkili ve kabul edilir yolu olduğunu vurgulaması da Keşmir krizinin çözümü açısından çok önemli ve sağlıklı bir yaklaşım içeriyor. Zira, bölgedeki diğer kadim dostumuz olan Kazak devleti, öncelikle bölgesel ve küresel güvenliğin temel çıkarlarından yola çıkarak, durumun daha da tırmanmasının engellenmesi amacıyla tarafları sağduyulu olmaya ve uluslararası hukuk normlarına uymaya çağırıyor. Bugünlerde, Pakistan ordusu yüksek seviyede alarma geçmişken, Hindistan’ın yapacağı en ufak bir tahrik veya kışkırtma, tahmin edilenden daha feci bir sonuca neden olabilir. Dolayısıyla, Pasifik’te çok tehlikeli ve yıkıcı bir çatışma başlar. İşte bu yüksek yoğunluklu çatışma Avrasya’nın geneline sıçrayabilir. Sonuçta kaybeden yine Avrasya coğrafyası ve Asya kıtası olacaktır. Keşmir krizine kısmen de olsa aklıselim tavırla yaklaşan Pekin yönetimi ve Çin Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada Hindistan’ı kınarken, Yeni Delhi yönetiminin yapacağı en mantıklı hareket, Keşmir’de hak iddiasında bulunmaktan vazgeçmek, bu bölgenin tamamen Pakistan’a ait olduğunu kabul etmektir. Pakistan Asya’da bir enerji koridoru durumundadır. Bu sayede, önümüzdeki yeni dönemde bölge dışı güçlerin söz konusu sorunları maniple etmelerinin önüne geçilmesi önemlidir. Dolayısıyla, Pakistan öz dinamiklerini yakalayabilir ve arzu edilen istikrara kavuşursa, ABD, Rusya veya Çin’e yanaşmak zorunda kalmayacaktır. Bir diğer ifadeyle, bir dış güçten tehdit algılamayacak derecede güçlü olacağından dolayı, algıladıkları tehditler için ne ABD’yi ne Rusya’yı ne de Çin’i bir dengeleme aracı olarak kullanmasına gerek kalmayacaktır.

İletişim: [email protected]

 

KAYNAKÇA

-MGK Genel Sekreterliği, Küresel Eğilimler 2030, Ankara, 2012.

-TİKA, Pakistan Ülke Raporu, 2014.

-TİKA, Pakistan Ülke Raporu, 2015.

-ŞEN, Umut, Keşmir Krizinde İkinci Perde, Star Gazetesi, 08.09.2019.

 

 Orta güç, uluslararası ilişkiler jeopolitiği açısından ne süper güç ne de büyük güç olarak tanımlanabilir. Bu kategorideki devletler, ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan “orta” güçlü devletlerdir. Bu ülkeler dışarıya bağımlı değildir. Dünya siyasetinde belirleyici olmasa da bölgelerinde söz sahibi ve caydırıcı tutum sergileyen olmaktadırlar.


ABD, RUSYA VE ÇİN ARASINDA KALAN PAKİSTAN