Saygıdeğer okurlarımız,

“Global Savunma” olarak siz değerli okurlarımıza bu sayımızda, bir yandan topyekûn insanlığı tehdit eden “Corona” virüs salgınıyla ilgili bilgileri, diğer yandan amansız sıcak çatışmaların araçlarından “Hipersonik” savaş araçlarının uluslararası ilişkilerle, ulusal savunma sanayi ve politikalarda yaratacağı değişim ve dönüşümü paylaşacağız.

Nükleer savaş araçlarını bir yana koyarsak, klasik silah envanteri içinde değerlendirebileceğimiz klasikten, turboya ve mekanikten, elektroniğe kadar bütün silahlar aşağı yukarı klasik savaş araç ve gereçleri içinde değerlendiriliyor ve bunlar en fazla “en/ler”le ifade ediliyordu. Ancak, dergimizin içeriğinde görüleceği üzere klasik harp araç gereçleri içinde yeni bir devrim yaratacak olan Hipersonik savaş araçlarının niteliği, bundan sonraki aşamada, sıcak çatışmalarla, buna bağlı uluslararası ilişkileri ve dış politika kararlarını ciddi şekilde değiştireceği, ulusal savunma konseptlerini yeniden şekillendireceği değerlendirilmektedir.

Doğal olarak bu silahlara sahip olmanın, mevcut istikrarı bozacağı, devam etmekte olan çatışmaların yörüngesini değiştireceği gibi sonuçlarını daha da zorlayacaktır, hasım ilan edilen ülke veya bölgeler daha da istikrarsızlaşacaktır. Buna doğal olarak Türkiye de dahildir.

Hipersonik silahlara sahip olmakla, “ABD gibi son yıllarda uluslararası ilişkilerinde tek taraflılığa, askeri kuvvet unsurlarına, kaba ve keyfi güç kullanımına giderek daha fazla prim veren başat güçlerin elinde tırmandırıcı ve istikrar bozucu silahlara dönüşmesi” kaçınılmaz olacaktır. Hipersonik silahları, sahip olan başat güç veya güçler bağlamında ele alan İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyelerinden Sıtkı Egeli “Stratejik ve Bölgesel Dengeler” açısından analiz etmektedir.

 

 

“Ses Hızının Üstünde ve Altındaki Silahlar” başlığı altında Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı Tolga Başkan’ın değerlendirmesi; “Günümüzde devletlerin, dünyanın her bölgesinde en çok üç saat içinde operasyon gerçekleştirme kabiliyetine sahip ve hava savunma sistemlerinin yetersiz kalacağı öngörülen hipersonik hava araçlarını herkesten önce geliştirmek çabalarına” dikkat çekmektedir.

Başat aktörlerin hipersonik silahlanma yarışına girdiği bu ortamda Türkiye’nin yerinin ne olması gerektiğini, (E) Tümgeneral Ergüder Toptaş, “Caydırıcılığın Yeniden Biçimlendirmesi” tanımıyla; Hipersonik teknolojiyi yakalamak ve sürdürmenin mutasavver mücadelenin mihenk taşı olduğu kadar asimetrik etkinin ve caydırıcılığın da vazgeçilmez bir enstrümanı olacağına vurgu yaparak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ana stratejisinin eylem planı; hipersonik teknolojiyle ilgili kurum ve kuruluşları, sanayiinin ilgili dallarını ve görevlendirilmiş üniversiteleri özel bir ilgiyle yönlendirme- si ve koruması” değerlendirmesinde bulunuyor ve bunu son derece önemli bir adım olarak öngörüyor.

Hipersonik silahların askeri harekata sokulmasıyla ortaya çıkacak olan savunma politikalarındaki değişime dikkat çeken Gazi Üniversitesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu ve Dr. Tarık Ak; “Hipersonik silahların hem stratejik düzeyde caydırıcılık hem de taktik sahada üstünlükleri görülse de, balistik ve seyir füzelerinin bir devamı olarak kullanılacağı, mevcut silah ve sistemlerin evrimsel teknolojik bir devamı olarak değerlendirilebileceğini” belirtmektedir.

Hipersonik silahlara caydırıcılık açısından yaklaşan Doç. Dr. Fahri Erenel- Şule Kılıçaslan; “Caydırıcılığın sürekli olması, sadece günün şartlarına adapte olmayı değil, savaşın gelecekte nasıl olacağını öngörmeyi ve buna göre stratejiler belirlemeye bağlı olmakla, bu silahların kendi konseptinde yeni bir aşama” olduğunu dile getirmektedirler.

Bölgemizde uzun süredir devam eden ve neredeyse bir kangrene dönüşen Ortadoğu krizi dünya gündemini oluştururken, yakın zamanlarda ortaya çıkan Corona virüsünün dünya genelini kasıp kavuran bir salgına dönüşmesi tabii olarak sıcak çatışmalarla, uluslararası sıcak çatışmaları neredeyse unutturma noktasına gelmiştir. Çıkış noktası Çin olduğu varsayılan virüsün yıkıcı etkisi kısa zamanda dalga dalga yayılarak, bütün insanlığı tehdit eder hale gelmiştir. Bu durum, bir yanıyla insana ait boyutuyla sağlık kuruluşları ve sağlık politikalarını ilgilendirirken, diğer yanıy- la evrensel bazda ekonomiden, eğitime, uluslararası ilişkilerden sosyal ve siyasal ilişkilerde henüz hesap edilemeyen yanıyla topyekûn bir devrim yarattığını söylemek de mümkündür.

Dolayısıyla, küresel çapta insanlığı tehdit eden bu virüsün yol açacağı tehdidin boyutlarını hala kestirebilmiş değiliz. Bu durumu; “Küresel Düzende Yeni Bir Değişken mi?” sorusuna; Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Araştırmacısı Mesut Özcan, virüs salgınının ortaya çıkmasından itibaren ABD yönetiminin tavrı üzerinden cevap aramaktadır.

Virüs’ün dünyayı derinden sarsan gücünün arkasında meydana gelmesi muhtemel uluslararası politikalardaki değişimi Arif Emre Örün, bu değişimin ardından dış politikalarda meydana getireceği değişimi Ortadoğu kriziyle, Türkiye merkezli ittifak arayışları üzerinden değerlendiriyor.

Konuya, biyolojik saldırı bağlamından bakan Gaziantep üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu; “Küresel Salgın ve 21.yy Dünya Düzeni” başlığı altında kamuoyunda zaman zaman dile getirilen yeni bir toplum mühendisliği projesinin ihtimalleri üzerinde analiz ediyor.

Gazi üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zakir Avşar, virüs salgının başlangıçta Çin üzerinden yapılan değerlendirmeleri aşarak, şimdi her ülkeyi ve toplumu kapsayacak şekilde bir yıkıcı gerçeğe döndüğüne, dolayısıyla, geleceğin dünyasının benzeri salgınlara hazırlıklı olmasına dikkat çekmektedir.

Dergimizin bu sayıya özgü Hipersonik Silahlarla, Corona virüsü dışında kıymetli yazılarıyla bize katkı sunan değerli hocamız Prof. Dr. Anıl Çeçen, geçen aylarda yoğun bir şekilde gündeme gelen “Akdeniz bağ- lamında Türkiye ve İtalya” arasındaki ilişkileri değerlendirirken, Eylem Okumuş arkadaşımız Libya’daki son gelişmelere ilişkin değerlendirmeleriyle, yakın gelecekte Akdeniz’de yeniden suların ısınacağına dikkat çekmektedirler.

Gelecek sayıda yeniden görüşmek dileğiyle, Saygılarımızla.

 

8. Sayı Editörden