Süleymaniye’deki Türk Özel Kuvvetlerine ait irtibat bürosu, 2003 yılının sıcak temmuz ayında bir cuma günü saat 14.30’da, peşmergeler eşliğindeki Amerikalılar tarafından basıldı. Irak, Süleymaniye…

Tarih, 4 Temmuz 2003 Cuma…

Irak, Süleymaniye… Tarih, 4 Temmuz 2003 Cuma… Süleymaniye’de bulunan Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı irtibat bürosunun çevresi bir anda Peşmerge desteğindeki Amerikan askerlerince abluka altına alınıyor ve büroya baskın yapılıyordu…

Aralarında sivil giyinmiş CIA ajanları da bulunuyordu. Baskında, Özel Kuvvetler Komutanlığına (ÖKK) mensup 1 binbaşı, 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve 7 astsubay, başlarına "çuval geçirilip" önce Kerkük, ardından Bağdat’a götürüldü. Gözaltına alınanlar arasında Irak Türklerinin gözü kara, kahraman evladı Tuzhurmatulu Ali Haşim Muhtaroğlu da vardı. (Muhtaroğlu, 2013 yılında Tuzhurmatu’da gerçekleştirilen intihar saldırısında hayatını kaybetti.) “Amaç, Türkiye’ye ders vermekti” İlk şokun atlatılmasının ardından sis perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı.

Baskının, Washington’dan gelen onay ile gerçekleştirildiği ve amacın Amerikan askerlerinin Türk toprakları üzerinden Irak’a girmesine imkan sağlayacak 1 Mart Tezkeresi’ni reddeden Türkiye’ye bir ders vermek olduğu anlaşıldı.

Bir diğer amaç ise yeni müttefik olarak belirlenen Celal Talabani ve Mesut Barzani ikilisini memnun etmek, Türkiye’den çekinmelerine gerek olmadığına dönük, “Biz güçlüyüz” mesajı vermekti. Süleymaniye’den önce…

Aslında her şey Süleymaniye baskını öncesinde başlamıştı. 20 Mart 2003 yılındaki Irak’ın ABD tarafından işgali, 9 Nisan’da Bağdat, 10 Nisan’da Kerkük ve 11 Nisan’da da Musul’un düşmesiyle çorap söküğü gibi ilerlemişti. 4 Temmuz Süleymaniye baskını ve Erbil baskın girişiminden yaklaşık 2,5 ay önce 22 Nisan’da Erbil’deki ÖKK Karargâhı’nda görevli bir tim, eşlik ettikleri insani yardım konvoyu ile gittikleri Kerkük girişinde gözaltına alınmış ve ertesi günü Amerikan askerleri eşliğinde Türkiye’ye sınır dışı edilmişlerdi.

Bu olayın ardından iyice anlaşıldı ki “ABD intikam alacaktı.” Bölgeden gelen raporlar ve istihbarat bilgilerinden de bunu gören Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetimi, bölgede görevli timlere; -onların içini acıtan- “Her ne olursa olsun çatışmadan uzak durulacak” emrini iletti. ABD’den beklenen ilk resmi hamle ise 30 Nisan’da geldi. Erbil, Ankara’da gergin bir ortamda yapılan kriz toplantısında, ABD’li askeri yetkililer, Türk Özel Kuvvetlerinin 3 ay içinde Irak’tan tamamen çekilmesini, bu 3 aylık süre içinde askeri personelin her zaman üzerinde kimlik ve üniforma taşıması gerektiğini ve bu kurala uymayan askerlerin gözaltına alınacağını Türk tarafına iletti.

Türkiye, Irak’ın kuzeyinde konuşlu bulunduğu 11 ayrı noktada iki ay boyunca herhangi bir taşınma hazırlığı yapmayarak, bu ültimatomu ciddiye almadığını ortaya koydu. Biraz sonra anlatacağımız ve bugüne kadar medyada yer almamış olayın da isimsiz kahramanları, bu gergin ortamda bölgede görev yapan gözü pek Türk askerleridir. Erbil’deki ÖKK Komutanı ve mahiyeti...

4 Temmuz’da Amerikalıların asıl hedefi aslında Süleymaniye değil, Erbil’deki ÖKK’nin ana karargahıydı. Erbil’in merkezine yakın Şoreş Caddesi’ne bağlı 7 Nisan Sokağı’ndaki karşılıklı iki villa Türk Özel Kuvvetlerinin Irak’taki merkezi olarak çok uzun yıllardır kullanılıyordu. ÖKK’nin Irak’ta görevli beyin takımı, muharip timlerle birlikte burada görev yapıyordu. İSTİHBARAT 16 YILLIK ERBİL SIRRI Kılıç Ali İHSAN [email protected] www.globalsavunma.com 41 Amerikalılar baskın öncesi Mesut Barzani ile görüşerek destek istedi. Barzani bu baskını kabul etmek istemedi ancak bu konuda alabileceği pek bir inisiyatif de yoktu. (Barzani her ne kadar Erbil’de Türk askerinin varlığını istemese de yapılacak baskının geleneksel Kürt misafirperverliğine aykırı olduğunu düşünerek, Amerikalılara destek vermedi.

Barzani, 2007 yılında da yine buna benzer bir tutumla, ABD güçlerinin Erbil`deki İran İrtibat Bürosu’na baskın düzenleyerek beş İranlı diplomatı tutuklamasına tepki göstermiş ve bu durumun İran’dan çok kendilerine karşı bir hakaret olduğunu belirtmişti.) Barzani’den olumsuz cevap alan Amerikalılar peşmerge desteği olmadan harekete geçti. Aynı dakikalarda Süleymaniye’de de düğmeye basılmıştı. Erbil’deki ÖKK Karargahını, ağır silahlarla donatılmış humveeler ve 3 helikopterle karadan ve havadan kuşatan Amerikalıların varlığı, zaten tetikte olan bordo berelileri anında harekete geçirdi. Herkes silahlandı, çatışma pozisyonu alındı.

Yardımcı işlere bakan Türkmen görevliler dahil. Durum hemen acil koduyla timlerin bulunduğu binadaki kriptolu “Siyah Telefon” üzerinden Silopi’de konuşlu Özel Kuvvetler Komutanlığı Harekat Üssü’ne bildirildi. Kuzey Irak Bölge Komutanı Albay M.M. durumun vahametini kavramıştı. Zaten 4 Temmuz’dan günler öncesinde verdiği talimatla, gizlilik içeren tüm yazılı evrakları imha ettirmiş, sabit disklerdeki önemli bilgileri "saklamanın" en güvenli yöntemini uygulatmak için her bilgisayarın yanına bir "çekiç" koydurtmuştu. Komutan, Silopi’den gelecek cevabı beklemeden, mahiyetindeki herkesin toplanmasını emretti ve çok kısa bir konuşma yaptı. Amerikalıların her iki binaya da girmek isteyeceklerini, bu duruma asla müsaade etmeyeceklerini söyleyerek, askeri jargonun dışına çıkan ifadeler kullandı; “Gitmek isteyen gidebilir ama kalma kararı verirseniz bu iş şehadete gider. Bunu bilin. Kalıp da ateş etmekte tereddüt edeni de alnının ortasından ben vururum.” dedi. Karargahta yardımcı hizmetlerde görevli Irak Türklerinden hiç kimse, gitmeyi düşünmedi bile. Öğle saatlerinin o yakıcı sıcağı her tarafı kavuruyordu.

Süleymaniye’den gelen baskın haberi de ÖKK personelinin moralini bozmuş ancak bir o kadar da öfkelerini kamçılamıştı. 7 Nisan Sokağı’ndaki ÖKK Karargahları’nın dış güvenliğini sağlayan peşmergeler, komutanın nasıl biri olduğunu iyi bilen Barzani yönetimi tarafından muhtemel bir çatışmaya dâhil olmamaları için görev yerlerinden çekilmişlerdi. Bu sırada Silopi’den gelen “Silah kullanmayın” talimatı Albay M.M. tarafından cevaplandırılmadı çünkü o, hayatının en kritik kararını zaten vermişti. “Amerikalılar niye çekildiler, bugün hala bilmiyoruz” Amerikalılardan tehdit hissedildiği anda silahlar çekilecek ve hedef gözetmeksizin çatışılacaktı. Albay M.M. ve mahiyeti, işleyecekleri bu “emre itaatsizlik” suçu ile şerefli bir şehadeti tercih edecekti. Karargahın olduğu bölgeye başka Amerikan helikopterleri ve araçlarla birlikte yeni Amerikan askerleri de sevk edilirken her iki tarafta da gergin bekleyiş sürüyordu.

Çatıdan ve pencerelerden Amerikalıları gözetleyen Türk askerleri çatışmanın kaçınılmaz olduğunu dışardaki hareketlilikten iyice idrak edebiliyorlardı. Saatler süren bekleyişin ardından Amerikalılar aniden çekilince, tutulan nefesler derin bir oh çekilerek bırakıldı. Büyük bir çatışmanın eşiğinden dönülmüştü. Amerikalılar niye çekildiler, bugün hala bilmiyoruz. Bilinen tek gerçek o gün Süleymaniye’deki gibi kapı zorlansaydı; bugün S-400’lerle başlayan krizi konuşuyor olmayacaktık çünkü, Süleymaniye’nin aksine Erbil’de büyük bir çatışma yaşanacak, ABD ve Türkiye ilişkileri geri dönülemez bir noktaya gelecekti. 4 Temmuz 2003’te Erbil’de yaşananları, aynı karargâhtaki konukluğum sırasında bahçede ateşte pişirilen yumurtalı hurmayla kahvaltı yaparken komutana sordum. Sigarasından derin bir nefes çekip biraz da sinirli bir ses tonuyla, “Geldiler ve gittiler. Olay sadece buydu” dedi. Ne eksik ne fazla başka bir şey söylemedi ama mahiyetindeki subaylar ve büroda görevli Erbil Türkmenleri, baskın olayını detaylarıyla anlattı. Komutan M.M’nin şehadet emri vererek inisiyatif kullandığını belirttiler, “eğer komutan böyle davranmasaydı tıpkı Süleymaniye’deki gibi bizim başımıza da çuval geçirirlerdi. Eğer çatışma çıksaydı, onlara çok ağır zayiat verdirir, biz de şehit olurduk’’ dediler.

Yazardan…

“Merhaba” demek kendini de tanıtmayı gerektirir. Kim olduğunuzu, şimdiye kadar neler yaptığınızı, neler yazacağınızı anlatacaksınız ki okurlar sizin hakkınızda biraz fikir sahibi olsun. Kendinizi tanıtma işini hiç yapmamak kötüdür. Ancak biz bu tanışma kısmını zamana yayalım, birbirimizi yavaş yavaş tanıyalım. “İlk yazı daima zordur” derler. Doğruymuş. (Belki de ilk yazıyı hiç yazmadan direkt ikinci yazıdan başlamak lazımdı)

16 YILLIK ERBİL SIRRI